<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Bedava müzik indir,1817 koxp hileleri,Kops 1817,1818 indir,Sxe 7.8 indirme, 1818 KoxpTK, TKKoxp 1818 KoxpTT - Fizik]]></title>
		<link>http://www.samimi.net/</link>
		<description><![CDATA[Bedava müzik indir,1817 koxp hileleri,Kops 1817,1818 indir,Sxe 7.8 indirme, 1818 KoxpTK, TKKoxp 1818 KoxpTT - http://www.samimi.net]]></description>
		<pubDate>Fri, 10 Sep 2010 17:21:40 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Işık Nedir Kaynakları Çeşitleri]]></title>
			<link>http://www.samimi.net/showthread.php?tid=6053</link>
			<pubDate>Sun, 28 Dec 2008 16:58:39 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.samimi.net/showthread.php?tid=6053</guid>
			<description><![CDATA[Işık Kaynakları<br />
<br />
Ay karanlık iken kırda, denizde ya da ormanda gece geçirmiş bir kimse, ortalığın ne kadar karanlık olduğunu bilir. Birkaç dakika önce görmediğimiz cisimler şafak sökerken şekillenmeye başlar. Sonra ayrıntılar belirir, renkler gözükür ve parlar, böylece gündüz başlar. Dünyamıza şekil, ayrıntı ve renk veren şey doğu ufkunda yükselmeye başlayan Güneşin ışığıdır.<br />
<br />
Güneş, yıldızlar, lâmbalar, hattâ ateş böcekleri bile ışık yayarlar. Bunlara ışıklı cisimler denir. Bütün öteki cisimler (örneğin ağaçlar, çayırlar, kitap sayfaları) ışıksızdır. Bunlar ancak ışıklı bir cisimden ışık alıp bunu gözlerimize doğru yansıttıkları zaman görünürler.<br />
<br />
Bir cismin ışıklı ya da ışıksız oluşu, yapılmış olduğu madde kadar içinde bulunduğu koşullara da bağlıdır. Fiziksel koşullarını değiştirmek suretiyle, bildiğimiz birçok ışıklı cismi ışıksız, ya da ışıksız olanları ışıklı hale getirebiliriz. Bir ampulün içindeki ince tel (fitil) elektrik akımıyla ısıtılmadıkça ışıksız kalır. Soğuk bir demir parçasını alıp kömür ateşinde ya da havagazı alevinde ısıtarak kırmızı, sarı, hattâ beyaz ışık verir hale getirebiliriz. Katı cisimler ve eritilmiş metal gibi sıvılar 800 °C'nin üstüne kadar ısıtıldıklarında ışık kaynağı haline gelirler. Bu dereceye kadar ısıtılmış cisimlere akkor cisimler denir.<br />
<br />
Mum ışığının, alevde yanmakta olan karbon zerrelerinden çıktığı dikkatli bir gözlemle anlaşılır. Bu zerreler sıcakken ışık saçar. Onun için alev, diğer bir akkor ışık kaynadığıdır. Karbon zerrelerinin çoğu alevde tümüyle yanmaz. Bu zerreler alevin çevresindeki hava akımlarıyla alınıp götürülürken soğur, soğuyunca ışıksız hale gelir ve böylece alevden yükselen duman ile isin özünü meydana getirir.<br />
<br />
Işık kaynaklarının hepsi akkor halde değildir. Neon tüpleri ve fluoresan lambalar da bildiğimiz elektrik ampulleri gibi elektrik geçirilince ışık verirler. Fakat bunlara elle dokunulacak olursa bu ışık verişin başka olduğu hemen anlaşılır. Elektrik ampulünün kısa zamanda dokunulamayacak kadar ısınmasına karşılık, neon tüpleri ve fluoresan lambalar oldukça soğuk kalır. Bu fark daha derinden incelenebilir: Elektrik ampulünün fitilinden geçen akımın şiddetini artırmak suretiyle ışığın parlaklığını artırabiliriz; parlaklığın artışıyla birlikte ışığın renginde de değişme olur. Önce soluk kırmızı bir ışık görürüz, sonra bu ışığın rengi parlak sarıya döner. Yeteri kadar akımla bu da ısıtılan demir parçasında olduğu gibi, akkor hale gelir. Öte yandan, eğer bir neon tüpünden geçen akımı şiddetlendirirsek, ışığın parlaklığını artırırız; fakat renginde bir değişiklik göremeyiz. Demek ki akkor ışık kaynakları ile öteki ışık kaynakları arasında bir temel fark vardır. Akkor halde ışık saçan kaynaklarda, kaynağın sıcaklığındaki değişmelerle ışığın parlaklığı ve rengi bir birbirine yakından bağlıdır; oysaki, öteki kaynaklarda ışığın rengi maddenin cinsine bağlıdır ve üstelik ışığın parlaklığı ile değişmez.<br />
<br />
Işıksız yüzeylerden gözlerimize pek çok ışık gelir. Duvarları ve içindeki bütün eşyanın ışık yansıtmayan siyah bir boya ile boyanmış bir odada olduğumuzu düşünelim. Böyle bir odadaki lambalar, siyah fon üzerindeki beyaz parktılar gibi görünür. Beyaz tavanlar ve parlak duvarlar aldıkları ışığın çoğunu yansıtıp dağıtır ve böylece odanın aydınlığını artırır. Nitekim, dolaylı aydınlatmada lambaları gözlerimizden saklarız; bize gelen ışığın hepsi duvarlara ve tavana çarparak yayıldıktan sonra gözlerimize ulaşır. Çoğu geceler, bir ışık kaynağı sandığımız ay, gerçekte güneş ışığını yansıtan büyük bir dolaylı aydınlatma aracından başka bir şey değildir.<br />
<br />
Saydam ve Saydam Olmıyan Maddeler<br />
<br />
Dışarıda, iyi aydınlanmış bir manzaraya temiz bir pencere camından baktığınız zaman, camın arada olduğunu zor farkedersiniz. Cam gibi ışığı geçiren bir maddeye saydam madde denir. Akşama doğru karanlık basarken gene aynı pencere camından dışarıya bakınız. Dışardaki manzaradan başka, şimdi camda kendinizin ve odadaki eşyanın da bir görüntüsünü görürsünüz. Görüntüleri oluşturan ışık, odanın içinden geliyor olmalıdır. Bu ışık, camı geçip dışarıya çıkacak yerde, gözlerinize geri geliyor, diğer bir deyişle camdan yansıyor. Saydam bir cismin kalınlığı geçirdiği ışık miktarını etkiler mi? Bir tek cam parçası ışığı hemen hemen tam olarak geçirir. Fakat onbeş yirmi parça temiz cam üstüste konulsa, ışığın bir kısmı soğurulur; geçen ışık hem parlaklığını kaybeder hem de biraz renklenmiş görünür. Plâstik, cam, su gibi saydam maddelerin varlığını, ışığı geçirmekle beraber bir kısmını yansıttıklarından ve biraz da soğurduklarından kolayca anlarız. Saydam maddelerin ışık üzerinde önemli bir etkisi daha vardır. Işık bu maddelere girerken ve çıkarken yayılma doğrultusunu değiştirir. Bu olay oldukça ilgi çekicidir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Işık Kaynakları<br />
<br />
Ay karanlık iken kırda, denizde ya da ormanda gece geçirmiş bir kimse, ortalığın ne kadar karanlık olduğunu bilir. Birkaç dakika önce görmediğimiz cisimler şafak sökerken şekillenmeye başlar. Sonra ayrıntılar belirir, renkler gözükür ve parlar, böylece gündüz başlar. Dünyamıza şekil, ayrıntı ve renk veren şey doğu ufkunda yükselmeye başlayan Güneşin ışığıdır.<br />
<br />
Güneş, yıldızlar, lâmbalar, hattâ ateş böcekleri bile ışık yayarlar. Bunlara ışıklı cisimler denir. Bütün öteki cisimler (örneğin ağaçlar, çayırlar, kitap sayfaları) ışıksızdır. Bunlar ancak ışıklı bir cisimden ışık alıp bunu gözlerimize doğru yansıttıkları zaman görünürler.<br />
<br />
Bir cismin ışıklı ya da ışıksız oluşu, yapılmış olduğu madde kadar içinde bulunduğu koşullara da bağlıdır. Fiziksel koşullarını değiştirmek suretiyle, bildiğimiz birçok ışıklı cismi ışıksız, ya da ışıksız olanları ışıklı hale getirebiliriz. Bir ampulün içindeki ince tel (fitil) elektrik akımıyla ısıtılmadıkça ışıksız kalır. Soğuk bir demir parçasını alıp kömür ateşinde ya da havagazı alevinde ısıtarak kırmızı, sarı, hattâ beyaz ışık verir hale getirebiliriz. Katı cisimler ve eritilmiş metal gibi sıvılar 800 °C'nin üstüne kadar ısıtıldıklarında ışık kaynağı haline gelirler. Bu dereceye kadar ısıtılmış cisimlere akkor cisimler denir.<br />
<br />
Mum ışığının, alevde yanmakta olan karbon zerrelerinden çıktığı dikkatli bir gözlemle anlaşılır. Bu zerreler sıcakken ışık saçar. Onun için alev, diğer bir akkor ışık kaynadığıdır. Karbon zerrelerinin çoğu alevde tümüyle yanmaz. Bu zerreler alevin çevresindeki hava akımlarıyla alınıp götürülürken soğur, soğuyunca ışıksız hale gelir ve böylece alevden yükselen duman ile isin özünü meydana getirir.<br />
<br />
Işık kaynaklarının hepsi akkor halde değildir. Neon tüpleri ve fluoresan lambalar da bildiğimiz elektrik ampulleri gibi elektrik geçirilince ışık verirler. Fakat bunlara elle dokunulacak olursa bu ışık verişin başka olduğu hemen anlaşılır. Elektrik ampulünün kısa zamanda dokunulamayacak kadar ısınmasına karşılık, neon tüpleri ve fluoresan lambalar oldukça soğuk kalır. Bu fark daha derinden incelenebilir: Elektrik ampulünün fitilinden geçen akımın şiddetini artırmak suretiyle ışığın parlaklığını artırabiliriz; parlaklığın artışıyla birlikte ışığın renginde de değişme olur. Önce soluk kırmızı bir ışık görürüz, sonra bu ışığın rengi parlak sarıya döner. Yeteri kadar akımla bu da ısıtılan demir parçasında olduğu gibi, akkor hale gelir. Öte yandan, eğer bir neon tüpünden geçen akımı şiddetlendirirsek, ışığın parlaklığını artırırız; fakat renginde bir değişiklik göremeyiz. Demek ki akkor ışık kaynakları ile öteki ışık kaynakları arasında bir temel fark vardır. Akkor halde ışık saçan kaynaklarda, kaynağın sıcaklığındaki değişmelerle ışığın parlaklığı ve rengi bir birbirine yakından bağlıdır; oysaki, öteki kaynaklarda ışığın rengi maddenin cinsine bağlıdır ve üstelik ışığın parlaklığı ile değişmez.<br />
<br />
Işıksız yüzeylerden gözlerimize pek çok ışık gelir. Duvarları ve içindeki bütün eşyanın ışık yansıtmayan siyah bir boya ile boyanmış bir odada olduğumuzu düşünelim. Böyle bir odadaki lambalar, siyah fon üzerindeki beyaz parktılar gibi görünür. Beyaz tavanlar ve parlak duvarlar aldıkları ışığın çoğunu yansıtıp dağıtır ve böylece odanın aydınlığını artırır. Nitekim, dolaylı aydınlatmada lambaları gözlerimizden saklarız; bize gelen ışığın hepsi duvarlara ve tavana çarparak yayıldıktan sonra gözlerimize ulaşır. Çoğu geceler, bir ışık kaynağı sandığımız ay, gerçekte güneş ışığını yansıtan büyük bir dolaylı aydınlatma aracından başka bir şey değildir.<br />
<br />
Saydam ve Saydam Olmıyan Maddeler<br />
<br />
Dışarıda, iyi aydınlanmış bir manzaraya temiz bir pencere camından baktığınız zaman, camın arada olduğunu zor farkedersiniz. Cam gibi ışığı geçiren bir maddeye saydam madde denir. Akşama doğru karanlık basarken gene aynı pencere camından dışarıya bakınız. Dışardaki manzaradan başka, şimdi camda kendinizin ve odadaki eşyanın da bir görüntüsünü görürsünüz. Görüntüleri oluşturan ışık, odanın içinden geliyor olmalıdır. Bu ışık, camı geçip dışarıya çıkacak yerde, gözlerinize geri geliyor, diğer bir deyişle camdan yansıyor. Saydam bir cismin kalınlığı geçirdiği ışık miktarını etkiler mi? Bir tek cam parçası ışığı hemen hemen tam olarak geçirir. Fakat onbeş yirmi parça temiz cam üstüste konulsa, ışığın bir kısmı soğurulur; geçen ışık hem parlaklığını kaybeder hem de biraz renklenmiş görünür. Plâstik, cam, su gibi saydam maddelerin varlığını, ışığı geçirmekle beraber bir kısmını yansıttıklarından ve biraz da soğurduklarından kolayca anlarız. Saydam maddelerin ışık üzerinde önemli bir etkisi daha vardır. Işık bu maddelere girerken ve çıkarken yayılma doğrultusunu değiştirir. Bu olay oldukça ilgi çekicidir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Katı Sıvı Gaz BasınçLarı Resimli formüllü anlatım]]></title>
			<link>http://www.samimi.net/showthread.php?tid=4347</link>
			<pubDate>Mon, 15 Dec 2008 13:45:26 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.samimi.net/showthread.php?tid=4347</guid>
			<description><![CDATA[Katı Sıvı Gaz BasınçLarı Resimleri ve formülleri ve ders notları<br />
<br />
Basınç  	  E-Posta<br />
 <br />
<br />
Yazan: onlineFizik yönetim, Tarih: 03-08-2004 11:47<br />
<br />
Okunma Sayısı : 222109    <br />
Katı sıvı ve gazlar ağırlıkları nedeniyle bulundukları yüzeye bir kuvvet uygularlar. Kuvvetin kaynağı ne olursa olsun birim yüzeye dik olarak etki eden kuvvete basınç(P), bütün yüzeye dik olarak etki eden kuvvete de basınç kuvveti(F) denir.<br />
<br />
Basınç ile basınç kuvveti arasında; P=F/S bağıntısı vardır.<br />
<br />
KATILARDA BASINÇ:<br />
<br />
Katı cisimler ağırlıkları nedeniyle bulundukları yüzeye basınç yaparlar. Taban alanı S, ağırlığı G olan katı bir cisim, bulunduğu yüzeye; P=h.d kadar bir basınç uygularlar.<br />
<font color="red"> Resimleri, Linkleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir. <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> <br />
1. Katılarda basınç kuvveti daima katının ağırlığı kadardır. Dolayısıyla katı cismi hangi yüzeyi üzerine koyarsak koyalım basınç kuvveti değişmez.<br />
<br />
2. Düzgün katıların (küp, dikdörtgenler prizması, silindir) zemine yaptıkları basınç P=h.d ile de hesaplanabilir. Burada h cismin yüksekliği, d ise özkütlesidir.<br />
<br />
3. Katılar uygulanan kuvveti kendi doğrultusunda aynen iletirken, basıncı aynen iletmezler. Katılarda basınç genel olarak yüzeyle ters orantılıdır. Bundan yararlanarak kesici ve delici aletler yapılır.<br />
<br />
Birimi N/m2=Pascal, dyn/cm2=Bar<br />
<br />
SIVILARDA BASINÇ:<br />
<font color="red"> Resimleri, Linkleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir. <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> <br />
Bir kaptaki sıvı ağırlığı nedeniyle bulunduğu kabın her noktasına basınç uygular.<br />
<br />
Sıvı içindeki herhangi bir noktadaki sıvı basıncı;<br />
<br />
1. Sıvının yoğunluğu ile doğru orantılıdır.<br />
<br />
2. Sıvının üst yüzeyine olan uzaklıkla doğru orantılıdır.<br />
<br />
3. Sıvının derinliği aynı kalmak şartıyla kabın şekline ve içindeki sıvı miktarına bağlı değildir.<br />
<font color="red"> Resimleri, Linkleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir. <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> <br />
Sıvı basınç kuvveti (F): Bir sıvının ağırlığı nedeniyle içinde bulunduğu kabın herhangi bir yüzeyinin tamamına uyguladığı dik kuvvete sıvı basınç kuvveti denir. Bu kuvvet;<br />
F=h.d.S<br />
bağıntısı ile bulunur. Burada;<br />
h: ilgili yüzeyin orta noktasının sıvının üst yüzeyine uzaklığı<br />
d: sıvının özkütlesi<br />
S: ilgili yüzeyin alanıdır.<br />
Şekildeki gibi bir kap içinde h yüksekliğinde d özkütleli sıvı varsa S1, S2, S3 yüzeylerine etkiyen sıvı basınç kuvvetleri;<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
F1=h×d×S1<br />
F2=h2×d×S2=h/2×d×S2<br />
F3=h2×d×S3=h/2×d×S3   olur<br />
<br />
Pascal Prensibi: Sıvılar basıncı aynen her doğrultuda iletirler. Sadece doğrultu ve yönünü değiştirirler. Bundan yararlanarak su cenderesi, hidrolik fren... gibi sistemler yapılabilir.<br />
Şekildeki su cenderesinde basıncın etki yüzeyi değiştirilerek istenilen büyüklükte basınç elde edilebilir.<br />
<br />
 <font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> <br />
<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> <br />
<br />
’dir. F kuvvetinin yaptığı basınç her noktaya aynen iletileceğinden, P1=P2 den F1/S1=F2/S2 olur.<br />
<br />
<br />
GAZLARDA BASINÇ:<br />
<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> <br />
Açık hava basıncı (P0): Atmosfer adını verdiğimiz ve kalınlığı kilometreleri bulan hava yerküreyi kuşatmaktadır. Açık hava hem yeryüzüne hem de içerisinde bulunan bütün yüzeylere ağırlığı nedeniyle bir kuvvet uygular. Bu kuvvetin yüzeyin birim alanına düşen kısmına açık hava basıncı yada atmosfer basıncı denir.<br />
<br />
Toriçelli deneyi:<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> <br />
<br />
<br />
Toriçelli 80-90cm uzunluğunda bir cam boru alarak tamamen civa ile doldurmuştur. Daha sonra civa dolu cam boruyu ters çevirerek, içerisinde civa bulunan civa kabına koyduktan sonra burudaki civanın bir kısmının civa kabına boşaldığını ve 76cm yüksekliğini alacak şekilde dengede kaldığını gözlemiştir.<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a>  Civanın tamamen boşalmamasının sebebi, açık hava basıncının borudaki civa basıncını dengelemesidir. Yani borudaki civa(sıvı) basıncı kaptaki civanın üst yüzeyine etkiyen açık hava basıncına eşittir. Toriçelli bu deneyi değişik kesitteki borularla denemiş ve sonucun değişmediğini gözlemiştir. O halde civa yüksekliği borunun kesitine bağlı değildir. Toriçelli bu deneyi deniz kıyısında ve sıcaklığın 0°C olduğu bir günde yapmıştır.<br />
<br />
Civanın özağırlığı 13.6 olduğundan borudaki sıvı basıncı(ki bu basınç açık hava basıncına eşittir);<br />
<br />
P0=h×d=1Atm olur.<br />
Açık hava basıncını ölçen aletlere barometre denir. Barometredeki civa seviyesi her 10.5m yüksekliğe çıkıldıkça 1mm düşer. Bundan yararlanarak rakım ölçülür.<br />
<br />
Kapalı Kaplardaki Gazların Basıncı: Sıvılar gibi gazlarda içinde bulundukları kabın çeperlerine basınç uygularlar. Bu basınç gaz moleküllerinin hareketinden ileri gelir. Kapalı bir kapta bulunan gaz basıncı;<br />
<br />
1. Hacimle ters orantılıdır. Sıcaklık sabit kalmak şartıyla hacim azaldıkça basınç artar.<br />
2. Hacim sabit kalmak şartıyla, sıcaklık arttıkça basınç artar.<br />
3. Molekül sayısı ile doğru orantılıdır. Hacim sabit iken molekül sayısı arttıkça basınç artar.<br />
Bu üç madde ideal gaz denklemi ile ifade edilir;<br />
P.V=n.R.T<br />
<br />
P: basınç V: hacim<br />
n: molekül sayısı R: genel gaz sabiti<br />
T: sıcaklık(T=273+t°C)<br />
<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> <br />
Bazı çok kullanılan basınç birimleri ve çevirim faktörleri 	Pascal	bar	N/mm2	kp/m2	kp/cm2 (=1 at)	atm	torr<br />
1 Pa (N/m2)=	1	10-5	10-6	0.102	0.102×10-4	0.987×10-5	0.0075<br />
1 bar (daN/cm2) =	105	1	0.1	10,200	1.02	0.987	750<br />
1 N/mm2 =	106	10	1	1.02×105	10.2	9.87	7,501<br />
1 kp/m2 =	9.81	9.81×10-5	9.81×10-6	1	10-4	0.968×10-4	0.0736<br />
1 kp/cm2 (1 at) =	98,100	0.981	0.0981	10,000	1	0.968	736<br />
1 atm (760 torr) =	101,325	1.013	0.1013	10,330<br />
<br />
<br />
	1.033	1	760<br />
1 torr (mmHg) =	133	0.00133	1.33×10-4	13.6	0.00132	0.00132	1]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Katı Sıvı Gaz BasınçLarı Resimleri ve formülleri ve ders notları<br />
<br />
Basınç  	  E-Posta<br />
 <br />
<br />
Yazan: onlineFizik yönetim, Tarih: 03-08-2004 11:47<br />
<br />
Okunma Sayısı : 222109    <br />
Katı sıvı ve gazlar ağırlıkları nedeniyle bulundukları yüzeye bir kuvvet uygularlar. Kuvvetin kaynağı ne olursa olsun birim yüzeye dik olarak etki eden kuvvete basınç(P), bütün yüzeye dik olarak etki eden kuvvete de basınç kuvveti(F) denir.<br />
<br />
Basınç ile basınç kuvveti arasında; P=F/S bağıntısı vardır.<br />
<br />
KATILARDA BASINÇ:<br />
<br />
Katı cisimler ağırlıkları nedeniyle bulundukları yüzeye basınç yaparlar. Taban alanı S, ağırlığı G olan katı bir cisim, bulunduğu yüzeye; P=h.d kadar bir basınç uygularlar.<br />
<font color="red"> Resimleri, Linkleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir. <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> <br />
1. Katılarda basınç kuvveti daima katının ağırlığı kadardır. Dolayısıyla katı cismi hangi yüzeyi üzerine koyarsak koyalım basınç kuvveti değişmez.<br />
<br />
2. Düzgün katıların (küp, dikdörtgenler prizması, silindir) zemine yaptıkları basınç P=h.d ile de hesaplanabilir. Burada h cismin yüksekliği, d ise özkütlesidir.<br />
<br />
3. Katılar uygulanan kuvveti kendi doğrultusunda aynen iletirken, basıncı aynen iletmezler. Katılarda basınç genel olarak yüzeyle ters orantılıdır. Bundan yararlanarak kesici ve delici aletler yapılır.<br />
<br />
Birimi N/m2=Pascal, dyn/cm2=Bar<br />
<br />
SIVILARDA BASINÇ:<br />
<font color="red"> Resimleri, Linkleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir. <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> <br />
Bir kaptaki sıvı ağırlığı nedeniyle bulunduğu kabın her noktasına basınç uygular.<br />
<br />
Sıvı içindeki herhangi bir noktadaki sıvı basıncı;<br />
<br />
1. Sıvının yoğunluğu ile doğru orantılıdır.<br />
<br />
2. Sıvının üst yüzeyine olan uzaklıkla doğru orantılıdır.<br />
<br />
3. Sıvının derinliği aynı kalmak şartıyla kabın şekline ve içindeki sıvı miktarına bağlı değildir.<br />
<font color="red"> Resimleri, Linkleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir. <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> <br />
Sıvı basınç kuvveti (F): Bir sıvının ağırlığı nedeniyle içinde bulunduğu kabın herhangi bir yüzeyinin tamamına uyguladığı dik kuvvete sıvı basınç kuvveti denir. Bu kuvvet;<br />
F=h.d.S<br />
bağıntısı ile bulunur. Burada;<br />
h: ilgili yüzeyin orta noktasının sıvının üst yüzeyine uzaklığı<br />
d: sıvının özkütlesi<br />
S: ilgili yüzeyin alanıdır.<br />
Şekildeki gibi bir kap içinde h yüksekliğinde d özkütleli sıvı varsa S1, S2, S3 yüzeylerine etkiyen sıvı basınç kuvvetleri;<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
F1=h×d×S1<br />
F2=h2×d×S2=h/2×d×S2<br />
F3=h2×d×S3=h/2×d×S3   olur<br />
<br />
Pascal Prensibi: Sıvılar basıncı aynen her doğrultuda iletirler. Sadece doğrultu ve yönünü değiştirirler. Bundan yararlanarak su cenderesi, hidrolik fren... gibi sistemler yapılabilir.<br />
Şekildeki su cenderesinde basıncın etki yüzeyi değiştirilerek istenilen büyüklükte basınç elde edilebilir.<br />
<br />
 <font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> <br />
<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> <br />
<br />
’dir. F kuvvetinin yaptığı basınç her noktaya aynen iletileceğinden, P1=P2 den F1/S1=F2/S2 olur.<br />
<br />
<br />
GAZLARDA BASINÇ:<br />
<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> <br />
Açık hava basıncı (P0): Atmosfer adını verdiğimiz ve kalınlığı kilometreleri bulan hava yerküreyi kuşatmaktadır. Açık hava hem yeryüzüne hem de içerisinde bulunan bütün yüzeylere ağırlığı nedeniyle bir kuvvet uygular. Bu kuvvetin yüzeyin birim alanına düşen kısmına açık hava basıncı yada atmosfer basıncı denir.<br />
<br />
Toriçelli deneyi:<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> <br />
<br />
<br />
Toriçelli 80-90cm uzunluğunda bir cam boru alarak tamamen civa ile doldurmuştur. Daha sonra civa dolu cam boruyu ters çevirerek, içerisinde civa bulunan civa kabına koyduktan sonra burudaki civanın bir kısmının civa kabına boşaldığını ve 76cm yüksekliğini alacak şekilde dengede kaldığını gözlemiştir.<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a>  Civanın tamamen boşalmamasının sebebi, açık hava basıncının borudaki civa basıncını dengelemesidir. Yani borudaki civa(sıvı) basıncı kaptaki civanın üst yüzeyine etkiyen açık hava basıncına eşittir. Toriçelli bu deneyi değişik kesitteki borularla denemiş ve sonucun değişmediğini gözlemiştir. O halde civa yüksekliği borunun kesitine bağlı değildir. Toriçelli bu deneyi deniz kıyısında ve sıcaklığın 0°C olduğu bir günde yapmıştır.<br />
<br />
Civanın özağırlığı 13.6 olduğundan borudaki sıvı basıncı(ki bu basınç açık hava basıncına eşittir);<br />
<br />
P0=h×d=1Atm olur.<br />
Açık hava basıncını ölçen aletlere barometre denir. Barometredeki civa seviyesi her 10.5m yüksekliğe çıkıldıkça 1mm düşer. Bundan yararlanarak rakım ölçülür.<br />
<br />
Kapalı Kaplardaki Gazların Basıncı: Sıvılar gibi gazlarda içinde bulundukları kabın çeperlerine basınç uygularlar. Bu basınç gaz moleküllerinin hareketinden ileri gelir. Kapalı bir kapta bulunan gaz basıncı;<br />
<br />
1. Hacimle ters orantılıdır. Sıcaklık sabit kalmak şartıyla hacim azaldıkça basınç artar.<br />
2. Hacim sabit kalmak şartıyla, sıcaklık arttıkça basınç artar.<br />
3. Molekül sayısı ile doğru orantılıdır. Hacim sabit iken molekül sayısı arttıkça basınç artar.<br />
Bu üç madde ideal gaz denklemi ile ifade edilir;<br />
P.V=n.R.T<br />
<br />
P: basınç V: hacim<br />
n: molekül sayısı R: genel gaz sabiti<br />
T: sıcaklık(T=273+t°C)<br />
<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> <br />
Bazı çok kullanılan basınç birimleri ve çevirim faktörleri 	Pascal	bar	N/mm2	kp/m2	kp/cm2 (=1 at)	atm	torr<br />
1 Pa (N/m2)=	1	10-5	10-6	0.102	0.102×10-4	0.987×10-5	0.0075<br />
1 bar (daN/cm2) =	105	1	0.1	10,200	1.02	0.987	750<br />
1 N/mm2 =	106	10	1	1.02×105	10.2	9.87	7,501<br />
1 kp/m2 =	9.81	9.81×10-5	9.81×10-6	1	10-4	0.968×10-4	0.0736<br />
1 kp/cm2 (1 at) =	98,100	0.981	0.0981	10,000	1	0.968	736<br />
1 atm (760 torr) =	101,325	1.013	0.1013	10,330<br />
<br />
<br />
	1.033	1	760<br />
1 torr (mmHg) =	133	0.00133	1.33×10-4	13.6	0.00132	0.00132	1]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[basit harmonik hareket, ivme yaylar ve . uyumluluk modu. ilgili sorular..]]></title>
			<link>http://www.samimi.net/showthread.php?tid=1657</link>
			<pubDate>Tue, 04 Nov 2008 22:40:12 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.samimi.net/showthread.php?tid=1657</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #006400;"><span style="font-weight: bold;">Soru 1: Bir parçacık bir doğru üzerinde    konum zaman bağıntısına göre hareket etmektedir. Burada s metre, t saniye cinsindendir. Parçacık   dan harekete başladığına göre<br />
a)	hızı   değerine gelinceye kadar geçen zamanı<br />
b)	hızı   değerinde iken ivmesini<br />
c)	t =1s den t =4s ye kadar aldığı toplam yolu bulunuz.<br />
	<br />
Soru 2: Bir parçacık x ekseni boyunca  t = 0 da, orijinden   başlangıç hızı ile harekete başlıyor. İlk 4 saniye içinde sıfır ivme ile hareket ediyor sonra geri döndürücü kuvvet <br />
  ivmesini veriyor. Parçacığın hızını ve   koordinatını   ve   için bulunuz. Ayrıca parçacığın hareketi esnasındaki maksimum pozitif x koordinatını bulunuz.<br />
<br />
Soru 3: Bir parçacık bir doğru üzerinde hareket ederken durdurucu kuvvet hızını   hız zaman bağıntısı ile azaltıyor. Burada t saniye cinsinden zamanı göstermektedir.   olduğunda parçacığın ivmesini ve bu 10 saniyelik zaman içinde parçacığın aldığı toplam yolu bulunuz. İlk 10 s için hızın zamana göre grafiğini çiziniz. <br />
                                  Cevap:   <br />
<br />
Soru 4: Bir parçacık bir doğru üzerinde   hız zaman bağıntınsa göre sinüzoidal titreşim hareketi yapmaktadır. Burada t saniye cinsinden zamanı göstermektedir.<br />
  da parçacığın konumu   ise, konumun   maksimum değeri ne olur. Tam bir çevrim için   konumunun  zamanına göre grafiğini çiziniz.  <br />
                                                                         Cevap:       <br />
 <br />
Soru 5: 350-mm uzunluğundaki yay, 200-mm uzunluğuna sıkıştırılıp bırakıldığında, hareketsiz durumdaki kayıcı A bloğunu ivmelendiriyor. İvmenin başlangıç değeri   dir ve bu değer bloğun x ekseni yönünde hareketi ile azalıyor. Yayın tekrar orijinal boyu olan 350-mm  ye geldiğinde ivme sıfır olur. Bloğun a) 75 mm ve b) 150 mm hareketi esnasında geçen zamanı bulunuz.<br />
                                       Cevap:  </span></span><br />
<span style="font-weight: bold;"><span style="font-size: x-large;">DEVAMI</span></span><br />
<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #006400;"><span style="font-weight: bold;">Soru 1: Bir parçacık bir doğru üzerinde    konum zaman bağıntısına göre hareket etmektedir. Burada s metre, t saniye cinsindendir. Parçacık   dan harekete başladığına göre<br />
a)	hızı   değerine gelinceye kadar geçen zamanı<br />
b)	hızı   değerinde iken ivmesini<br />
c)	t =1s den t =4s ye kadar aldığı toplam yolu bulunuz.<br />
	<br />
Soru 2: Bir parçacık x ekseni boyunca  t = 0 da, orijinden   başlangıç hızı ile harekete başlıyor. İlk 4 saniye içinde sıfır ivme ile hareket ediyor sonra geri döndürücü kuvvet <br />
  ivmesini veriyor. Parçacığın hızını ve   koordinatını   ve   için bulunuz. Ayrıca parçacığın hareketi esnasındaki maksimum pozitif x koordinatını bulunuz.<br />
<br />
Soru 3: Bir parçacık bir doğru üzerinde hareket ederken durdurucu kuvvet hızını   hız zaman bağıntısı ile azaltıyor. Burada t saniye cinsinden zamanı göstermektedir.   olduğunda parçacığın ivmesini ve bu 10 saniyelik zaman içinde parçacığın aldığı toplam yolu bulunuz. İlk 10 s için hızın zamana göre grafiğini çiziniz. <br />
                                  Cevap:   <br />
<br />
Soru 4: Bir parçacık bir doğru üzerinde   hız zaman bağıntınsa göre sinüzoidal titreşim hareketi yapmaktadır. Burada t saniye cinsinden zamanı göstermektedir.<br />
  da parçacığın konumu   ise, konumun   maksimum değeri ne olur. Tam bir çevrim için   konumunun  zamanına göre grafiğini çiziniz.  <br />
                                                                         Cevap:       <br />
 <br />
Soru 5: 350-mm uzunluğundaki yay, 200-mm uzunluğuna sıkıştırılıp bırakıldığında, hareketsiz durumdaki kayıcı A bloğunu ivmelendiriyor. İvmenin başlangıç değeri   dir ve bu değer bloğun x ekseni yönünde hareketi ile azalıyor. Yayın tekrar orijinal boyu olan 350-mm  ye geldiğinde ivme sıfır olur. Bloğun a) 75 mm ve b) 150 mm hareketi esnasında geçen zamanı bulunuz.<br />
                                       Cevap:  </span></span><br />
<span style="font-weight: bold;"><span style="font-size: x-large;">DEVAMI</span></span><br />
<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Standart  Doğrusal ve Bağıl Hareketler]]></title>
			<link>http://www.samimi.net/showthread.php?tid=458</link>
			<pubDate>Wed, 15 Oct 2008 20:41:52 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.samimi.net/showthread.php?tid=458</guid>
			<description><![CDATA[Hareket Maddelerin zamanla yer değiştirmesine hareket denir. Fakat cisimlerin nereye göre yer değiştirdiği ve nereye göre hareket ettiği belirtilmelidir. Örneğin at üstünde giden bir yolcu ata göre yer değiştirmiyor, fakat yerde duran sabit bir noktaya göre yer değiştiriyordur.<br />
<br />
Yörünge<br />
Bir cismin hareketi sırasında izlediği yolun şekline yörünge denir. İzlenen yolun şekli doğrusal ise bu harekete doğrusal hareket denir. Daire ise, dairesel hareket denir.<br />
<br />
Konum<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> <br />
Bir cismin, seçilen bir başlangıç noktasına olan vektörel uzaklığına konum denir. Bir araç nasıl hareket ederse etsin en son durduğu noktadaki konumu, o noktanın seçilen başlangıç noktasına olan vektörel uzaklığıdır. Bir araç dönüp dolaşıp ilk bulunduğu noktaya gelirse, konumu sıfır olur.<br />
Yer Değiştirme<br />
Bir cismin iki konumu arasındaki vektörel uzaklıktır. Başka bir ifadeyle son konum (x2) ile ilk konum<br />
(x1) arasındaki vektörel farktır ve son konumdan ilk konumun vektörel olarak çıkarılmasıyla bulunur. Bu işlem, Dx = x2 – x1 şeklinde gösterilir.<br />
Şekildeki doğrusal yo<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> lun O noktası başlangıç noktası olarak seçilirse, P noktasında duran bir aracın konumu + 1500 metredir. K de duranın konumu ise – 1000 metredir.<br />
N noktasından L noktasına gelen bir araç,<br />
Dx = x2 – x1<br />
Dx = – 500 – (+ 1000) = – 1500 m<br />
(–) yönde 1500 metre yer değiştirmiştir.<br />
Eğer ilk konum başlangıç <font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> noktası olursa, konum ile yer değiştirme eşit olur.<br />
Yatay bir yolda K noktasından harekete geçen araç L, M, N yolunu izleyerek N de duruyor. Bu araç KN noktaları arasında, toplam 70 m yol almasına rağmen 50 m yer değiştirmiştir.Şekil incelenirse KN arasındaki vektörel uzaklık pisagor bağıntısından 50 m olur.<br />
<br />
Eğim<br />
Hareket konusunun iyi anlaşılması için eğim kavramının iyi bilinmesi gerekir. Bir doğrunun yatayla yaptığı<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a>  açının tanjantı o doğrunun eğimine eşittir.<br />
Ayrıca eğim dikliğin bir ölçüsüdür. Diklik artıyorsa eğim artıyor, diklik azalıyorsa eğim azalıyor, diklik sabit ise, eğim de sabittir.<br />
Şekildeki gibi yatay doğruların eğimi sıfırdır.<br />
Düşey doğruların eğimi tanımsızdır. Çünkü tana değerine göre bir sayının sıfıra oranı tanımsızdır.<br />
<br />
Bir parabolün eğiminden b<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> <font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> ahsedilemez. Ancak parabole teğetler çizilerek teğetin eğimine bakılır. Şekildeki parabolün eğimi artıyordur.<br />
<br />
Şekildeki parabolün eğimi ise azalıyordur. Çünkü parabole çizilen teğetlerin eğimleri azalmaktadır.<br />
<br />
Birim çemberdeki sinüs ve cosinüs değerlerin işaretinden faydalanılarak eğimin işareti bulunabilir.<br />
Düşey eksene göre sağa yatık doğruların eğimi pozitif (+), sola yatık doğruların eğimi ise negatif (–) dir.<br />
Hız<br />
<br />
Bir cismin birim zamandaki yer değiştirme miktarına hız denir. Hız v sembolü ile gösterilir ve vektörel bir büyüklüktür. Hız,<br />
şeklinde tanımlanır.<br />
Hız birimi SI (MKS) birim sisteminde m/s dir. km/saat de hız birimi olarak kullanılabilir.<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> <br />
Hız vektörel büyüklük olduğundan, hızın işareti hareketin yönünü gösterir. Hız (+) işaretli ise araç (+) seçilen yönde, (–) işaretli ise, (–) seçilen yönde gidiyordur.<br />
Ortalama Hız<br />
<br />
Doğrusal yörüngede hareket eden bir cismin, toplam yer değiştirmesinin, bu yer değiştirme süresine oranı ortalama hıza eşittir. Ortalama hız,<br />
şeklinde tanımlanır.<br />
<br />
Şekildeki konum-zaman grafiğinde, aracın t1 anındaki konumu x1, t2 anındaki konumu x2 ise, t1 ile t2 süreleri arasındaki ortalama hızı şekildeki doğrunun eğiminden bulunur.<br />
<br />
Şekildeki hız-zaman grafiğinde t süresi içindeki ortalama hız<br />
hızların aritmetik ortalamasından bulunur. Bu durum yalnızca hızın düzgün değiştiği durumlarda geçerlidir.<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> <br />
<br />
Ani Hız<br />
<br />
Hareket eden bir cismin herhangi bir andaki hızına ani hız ya da anlık hız denir.<br />
Konum-zaman grafiğindeki herhangi bir anda yörüngeye çizilen teğetin eğimine eşittir.<br />
İvme<br />
Bir cismin birim zamandaki hız değişimine ivme denir. a sembolü ile gösterilir ve vektörel bir büyüklüktür. Cismin t1 anındaki hızı v1, t2 anındaki hızı v2 ise, ivme;<br />
şeklinde ifade edilir. Birimi m/s2 dir.<br />
Hız değişimi yoksa, yani cismin hızı zamanla değişmiyorsa ivme sıfırdır. İvmenin olması için mutlaka hızın değişmesi gerekir. Ayrıca ivme sabit ise hız her saniye ivme kadar artıyor ya da azalıyordur. İvme sıfır ise, araç ya duruyordur, ya da sabit hızla gidiyordur.<br />
Doğrusal Hareket Çeşitleri<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> <font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> <br />
<br />
1. Düzgün Doğrusal Hareket<br />
Doğrusal yolda hareket eden bir cisim, eşit zaman aralıklarında eşit yer değiştirmelere sahipse bu harekete düzgün doğrusal hareket, sahip olduğu hıza da sabit hız denir. Bu hareket tipinde hız sabittir. Dolayısıyla ivme sıfırdır.<br />
Yukarıdaki grafikler, pozitif yönde hareket eden araca ait grafiklerdir. v sabit hızı ile düzgün doğrusal hareket yapan cismin aldığı yol<br />
X= v.t<br />
bağıntısı ile bulunur.<br />
<br />
2. Düzgün Değişen Doğrusal Hareket<br />
Doğrusal bir yolda hareket eden aracın hızı düzgün değişiyorsa bu harekete düzgün değişen doğrusal hareket denir. Bu harekette ivme sabit olduğundan sabit ivmeli harekette denilir. İvmenin sabit olması, aracın hızının her saniye ivme kadar artması ya da azalması demektir.<br />
a. Düzgün Hızlanan<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a>  Doğrusal Hareket<br />
Bu hareket tipinde aracın hızı her saniye ivme kadar artıyordur. Pozitif yönde düzgün hızlanan araca ait grafikler aşağıdaki gibidir.<br />
2. Düzgün Değişen Doğrusal Hareket<br />
Doğrusal bir yolda hareket eden aracın hızı düzgün değişiyorsa bu harekete düzgün değişen doğrusal hareket denir. Bu harekette ivme sabit olduğundan sabit ivmeli harekette denilir. İvmenin sabit olması, aracın hızının her saniye ivme kadar artması ya da azalması demektir.<br />
a. Düzgün Hızlanan Doğrusal Hareket<br />
Bu hareket tipinde aracın hızı her saniye ivme kadar artıyordur. Pozitif yönde düzgün hızlanan araca ait grafikler aşağıdaki gibidir.<br />
Konum – Zaman Grafiği<br />
<br />
* Konum–zaman grafiğinde eğim hızı verir. Eğimin değişimi nasılsa, hızın değişimi de o şekilde olur. Ayrıca eğimin işareti hızın işaretini belirtir.<br />
<br />
* Eğimin ve hızın işareti hareketin yönünü belirti<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> r. Hızın işareti pozitif (+) ise, araç (+) yönde, negatif ise araç (–) yönde hareket ediyordur.<br />
<br />
Şekildeki konum–zaman grafiğinde,<br />
<br />
*<br />
I. aralıkta teğetin eğimi arttığı için hızda artıyordur. Eğimin işareti (+) olduğundan (+) yönde hızlanan hareket yapıyordur.<br />
*<br />
II. aralıkta eğimin işareti (+), büyüklüğü ise azaldığından, (+) yönde yavaşlayan hareket yapıyordur.<br />
III. aralıkta eğim sıfır olduğundan hız da sıfırdır. Yani araç duruyordur.<br />
*<br />
IV. aralıkta eğim (–) yönde arttığı için hareket (–) yönde hızlanandır.<br />
*<br />
V. aralıkta eğim sabit ve işareti (–) olduğundan araç (–) yönde sabit hızlı harek<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> et yapıyordur.<br />
<br />
Hız – Zaman Grafiği<br />
<br />
* Hız–zaman grafiğinin eğimi ivmeyi verir. Eğimin değişimi ve işareti ivmenin değişimini ve işaretini verir.<br />
I. aralıkta eğim sabit ve işareti (+) olduğundan, ivme sabit ve işareti (+) dır. Benzer yorumu diğer aralıklar için de söyleyebiliriz.<br />
*<br />
Grafik parçaları ile zaman ekseni arasında kalan alan yer değiştirmeyi verir.<br />
<br />
* Zaman ekseni üzerinde kalan (+) alan pozitif yöndeki yer değiştirmeyi, altında kalan (–) alan ise, negatif yöndeki yer değiştirmeyi verir. Toplam yer değiştirme alanların cebirsel toplamından bulunur.<br />
* Hızın işaret değiştirdiği yerde araç yön değiştiriyordur.<br />
<br />
İvme – Zaman Grafiği<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> <br />
<br />
İvme-zaman grafiklerinin altında kalan alan hız değişimini verir. Toplam hız değişimi alanların cebirsel toplamından bulunur. Cismin ilk hızı v0, toplam hız değişimi Dv ise, son hız vS = v0 + Dv eşitliğinden bulunur.<br />
<br />
BAĞIL HAREKET<br />
<br />
Bir cisim sabit bir noktaya göre zamanla yer değiştiriyorsa, bu cisim hareket ediyor demektir. Cismin hareketi sabit bir yere göre değilde başka hareketli bir cisme göre sorulursa durum değişir. Örneğin yan yana giden iki çocuk birbirlerine göre hareket etmezken, yerde duran sabit bir noktaya göre hareket ediyorlardır. Otobüs içinde koltukta oturan bir yolcu, otobüse göre hareket etmiyor fakat, yere göre, ya da başka hareketli bir cisme göre hareket ediyordur.<br />
Buna göre, iki cismin birbirlerine göre, hareketine bağıl hareket, hızlarına da bağıl hız denir.<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> <br />
Bağıl hız,V bağıl = V cisim - V gözlemci bağıntısı ile bulunur.<br />
vcisim : Cismin yere göre hızıdır.<br />
vgözlemci : Gözlemcinin yere göre hızıdır.<br />
Bir aracın yerdeki sabit noktaya göre hızına yere göre hız denir. Hız vektörel bir büyüklük olduğundan, işlemler vektör kurallarına göre yapılacaktır. Yukarıdaki bağıntıya göre, cismin hızı aynen alınıp, gözlemcinin hızı ters çevrilerek vektörel olarak toplanır. Bileşke vektörün büyüklüğü bağıl hızın büyüklüğünü, yönü ise bağıl hızın yönünü belirtir.<br />
Tek Doğrultuda Bağıl Hız<br />
Araçlar aynı doğrultuda hareket ediyorsa,<br />
a. Aynı yönde giden araçların birbirlerine göre bağıl hızlarının büyüklüğü, iki aracın hızlarının farkına eşittir. Yön olarak, aracın birine göre (+) ise, diğerine göre (–) dir. Yani araçlardan biri diğerini pozitif kabul edilen yönde gittiğini görüyorsa, diğeride onun negatif yönde gittiğini görür.<br />
b. Zıt yönde giden araçların birbirlerine göre bağıl hızı, hızlarının toplamına eşittir. Bundan dolayı karşılıklı gelen araçlar <font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> birbirinin yanından geçerken çok hızlı geçiyormuş gibi görünürler.<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> <br />
İki Boyutta Bağıl Hız<br />
Doğuya doğru gitmekte olan K aracının sürücüsü, kuzeye doğru giden L aracının gerçek hareket yönünü ve hızını göremez. K nin L yi gördüğü hız bağıl hızdır. Bağıl hız<br />
ise, vb = vcisim – vgözlemci<br />
bağıntısından bulunur.<br />
<br />
Örneğin her iki araç v hızı ile gidiyorsa, K nin L ye göre hızı denildiğinde, L gözlemci olur. Gözlenen K cisminin hızı aynen alınır, gözlemcinin hızı ters çevrilerek vektörel olarak toplanır. Hızların şiddetleri eşit ve aralarındaki açı 90° olduğundan bağıl hız çıkar.<br />
L nin K ye göre hızı ise,<br />
vb = vL – vK den, L nin hızı aynen alınır, K nin hızı ters çevrilerek toplanır. Hız vektörleri arasındaki açı 90° olduğundan bağıl hız olur.<br />
Her iki araca göre bağıl hızlar<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a>  eşit büyüklükte fakat zıt yönlüdür.<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Hareket Maddelerin zamanla yer değiştirmesine hareket denir. Fakat cisimlerin nereye göre yer değiştirdiği ve nereye göre hareket ettiği belirtilmelidir. Örneğin at üstünde giden bir yolcu ata göre yer değiştirmiyor, fakat yerde duran sabit bir noktaya göre yer değiştiriyordur.<br />
<br />
Yörünge<br />
Bir cismin hareketi sırasında izlediği yolun şekline yörünge denir. İzlenen yolun şekli doğrusal ise bu harekete doğrusal hareket denir. Daire ise, dairesel hareket denir.<br />
<br />
Konum<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> <br />
Bir cismin, seçilen bir başlangıç noktasına olan vektörel uzaklığına konum denir. Bir araç nasıl hareket ederse etsin en son durduğu noktadaki konumu, o noktanın seçilen başlangıç noktasına olan vektörel uzaklığıdır. Bir araç dönüp dolaşıp ilk bulunduğu noktaya gelirse, konumu sıfır olur.<br />
Yer Değiştirme<br />
Bir cismin iki konumu arasındaki vektörel uzaklıktır. Başka bir ifadeyle son konum (x2) ile ilk konum<br />
(x1) arasındaki vektörel farktır ve son konumdan ilk konumun vektörel olarak çıkarılmasıyla bulunur. Bu işlem, Dx = x2 – x1 şeklinde gösterilir.<br />
Şekildeki doğrusal yo<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> lun O noktası başlangıç noktası olarak seçilirse, P noktasında duran bir aracın konumu + 1500 metredir. K de duranın konumu ise – 1000 metredir.<br />
N noktasından L noktasına gelen bir araç,<br />
Dx = x2 – x1<br />
Dx = – 500 – (+ 1000) = – 1500 m<br />
(–) yönde 1500 metre yer değiştirmiştir.<br />
Eğer ilk konum başlangıç <font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> noktası olursa, konum ile yer değiştirme eşit olur.<br />
Yatay bir yolda K noktasından harekete geçen araç L, M, N yolunu izleyerek N de duruyor. Bu araç KN noktaları arasında, toplam 70 m yol almasına rağmen 50 m yer değiştirmiştir.Şekil incelenirse KN arasındaki vektörel uzaklık pisagor bağıntısından 50 m olur.<br />
<br />
Eğim<br />
Hareket konusunun iyi anlaşılması için eğim kavramının iyi bilinmesi gerekir. Bir doğrunun yatayla yaptığı<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a>  açının tanjantı o doğrunun eğimine eşittir.<br />
Ayrıca eğim dikliğin bir ölçüsüdür. Diklik artıyorsa eğim artıyor, diklik azalıyorsa eğim azalıyor, diklik sabit ise, eğim de sabittir.<br />
Şekildeki gibi yatay doğruların eğimi sıfırdır.<br />
Düşey doğruların eğimi tanımsızdır. Çünkü tana değerine göre bir sayının sıfıra oranı tanımsızdır.<br />
<br />
Bir parabolün eğiminden b<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> <font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> ahsedilemez. Ancak parabole teğetler çizilerek teğetin eğimine bakılır. Şekildeki parabolün eğimi artıyordur.<br />
<br />
Şekildeki parabolün eğimi ise azalıyordur. Çünkü parabole çizilen teğetlerin eğimleri azalmaktadır.<br />
<br />
Birim çemberdeki sinüs ve cosinüs değerlerin işaretinden faydalanılarak eğimin işareti bulunabilir.<br />
Düşey eksene göre sağa yatık doğruların eğimi pozitif (+), sola yatık doğruların eğimi ise negatif (–) dir.<br />
Hız<br />
<br />
Bir cismin birim zamandaki yer değiştirme miktarına hız denir. Hız v sembolü ile gösterilir ve vektörel bir büyüklüktür. Hız,<br />
şeklinde tanımlanır.<br />
Hız birimi SI (MKS) birim sisteminde m/s dir. km/saat de hız birimi olarak kullanılabilir.<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> <br />
Hız vektörel büyüklük olduğundan, hızın işareti hareketin yönünü gösterir. Hız (+) işaretli ise araç (+) seçilen yönde, (–) işaretli ise, (–) seçilen yönde gidiyordur.<br />
Ortalama Hız<br />
<br />
Doğrusal yörüngede hareket eden bir cismin, toplam yer değiştirmesinin, bu yer değiştirme süresine oranı ortalama hıza eşittir. Ortalama hız,<br />
şeklinde tanımlanır.<br />
<br />
Şekildeki konum-zaman grafiğinde, aracın t1 anındaki konumu x1, t2 anındaki konumu x2 ise, t1 ile t2 süreleri arasındaki ortalama hızı şekildeki doğrunun eğiminden bulunur.<br />
<br />
Şekildeki hız-zaman grafiğinde t süresi içindeki ortalama hız<br />
hızların aritmetik ortalamasından bulunur. Bu durum yalnızca hızın düzgün değiştiği durumlarda geçerlidir.<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> <br />
<br />
Ani Hız<br />
<br />
Hareket eden bir cismin herhangi bir andaki hızına ani hız ya da anlık hız denir.<br />
Konum-zaman grafiğindeki herhangi bir anda yörüngeye çizilen teğetin eğimine eşittir.<br />
İvme<br />
Bir cismin birim zamandaki hız değişimine ivme denir. a sembolü ile gösterilir ve vektörel bir büyüklüktür. Cismin t1 anındaki hızı v1, t2 anındaki hızı v2 ise, ivme;<br />
şeklinde ifade edilir. Birimi m/s2 dir.<br />
Hız değişimi yoksa, yani cismin hızı zamanla değişmiyorsa ivme sıfırdır. İvmenin olması için mutlaka hızın değişmesi gerekir. Ayrıca ivme sabit ise hız her saniye ivme kadar artıyor ya da azalıyordur. İvme sıfır ise, araç ya duruyordur, ya da sabit hızla gidiyordur.<br />
Doğrusal Hareket Çeşitleri<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> <font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> <br />
<br />
1. Düzgün Doğrusal Hareket<br />
Doğrusal yolda hareket eden bir cisim, eşit zaman aralıklarında eşit yer değiştirmelere sahipse bu harekete düzgün doğrusal hareket, sahip olduğu hıza da sabit hız denir. Bu hareket tipinde hız sabittir. Dolayısıyla ivme sıfırdır.<br />
Yukarıdaki grafikler, pozitif yönde hareket eden araca ait grafiklerdir. v sabit hızı ile düzgün doğrusal hareket yapan cismin aldığı yol<br />
X= v.t<br />
bağıntısı ile bulunur.<br />
<br />
2. Düzgün Değişen Doğrusal Hareket<br />
Doğrusal bir yolda hareket eden aracın hızı düzgün değişiyorsa bu harekete düzgün değişen doğrusal hareket denir. Bu harekette ivme sabit olduğundan sabit ivmeli harekette denilir. İvmenin sabit olması, aracın hızının her saniye ivme kadar artması ya da azalması demektir.<br />
a. Düzgün Hızlanan<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a>  Doğrusal Hareket<br />
Bu hareket tipinde aracın hızı her saniye ivme kadar artıyordur. Pozitif yönde düzgün hızlanan araca ait grafikler aşağıdaki gibidir.<br />
2. Düzgün Değişen Doğrusal Hareket<br />
Doğrusal bir yolda hareket eden aracın hızı düzgün değişiyorsa bu harekete düzgün değişen doğrusal hareket denir. Bu harekette ivme sabit olduğundan sabit ivmeli harekette denilir. İvmenin sabit olması, aracın hızının her saniye ivme kadar artması ya da azalması demektir.<br />
a. Düzgün Hızlanan Doğrusal Hareket<br />
Bu hareket tipinde aracın hızı her saniye ivme kadar artıyordur. Pozitif yönde düzgün hızlanan araca ait grafikler aşağıdaki gibidir.<br />
Konum – Zaman Grafiği<br />
<br />
* Konum–zaman grafiğinde eğim hızı verir. Eğimin değişimi nasılsa, hızın değişimi de o şekilde olur. Ayrıca eğimin işareti hızın işaretini belirtir.<br />
<br />
* Eğimin ve hızın işareti hareketin yönünü belirti<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> r. Hızın işareti pozitif (+) ise, araç (+) yönde, negatif ise araç (–) yönde hareket ediyordur.<br />
<br />
Şekildeki konum–zaman grafiğinde,<br />
<br />
*<br />
I. aralıkta teğetin eğimi arttığı için hızda artıyordur. Eğimin işareti (+) olduğundan (+) yönde hızlanan hareket yapıyordur.<br />
*<br />
II. aralıkta eğimin işareti (+), büyüklüğü ise azaldığından, (+) yönde yavaşlayan hareket yapıyordur.<br />
III. aralıkta eğim sıfır olduğundan hız da sıfırdır. Yani araç duruyordur.<br />
*<br />
IV. aralıkta eğim (–) yönde arttığı için hareket (–) yönde hızlanandır.<br />
*<br />
V. aralıkta eğim sabit ve işareti (–) olduğundan araç (–) yönde sabit hızlı harek<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> et yapıyordur.<br />
<br />
Hız – Zaman Grafiği<br />
<br />
* Hız–zaman grafiğinin eğimi ivmeyi verir. Eğimin değişimi ve işareti ivmenin değişimini ve işaretini verir.<br />
I. aralıkta eğim sabit ve işareti (+) olduğundan, ivme sabit ve işareti (+) dır. Benzer yorumu diğer aralıklar için de söyleyebiliriz.<br />
*<br />
Grafik parçaları ile zaman ekseni arasında kalan alan yer değiştirmeyi verir.<br />
<br />
* Zaman ekseni üzerinde kalan (+) alan pozitif yöndeki yer değiştirmeyi, altında kalan (–) alan ise, negatif yöndeki yer değiştirmeyi verir. Toplam yer değiştirme alanların cebirsel toplamından bulunur.<br />
* Hızın işaret değiştirdiği yerde araç yön değiştiriyordur.<br />
<br />
İvme – Zaman Grafiği<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> <br />
<br />
İvme-zaman grafiklerinin altında kalan alan hız değişimini verir. Toplam hız değişimi alanların cebirsel toplamından bulunur. Cismin ilk hızı v0, toplam hız değişimi Dv ise, son hız vS = v0 + Dv eşitliğinden bulunur.<br />
<br />
BAĞIL HAREKET<br />
<br />
Bir cisim sabit bir noktaya göre zamanla yer değiştiriyorsa, bu cisim hareket ediyor demektir. Cismin hareketi sabit bir yere göre değilde başka hareketli bir cisme göre sorulursa durum değişir. Örneğin yan yana giden iki çocuk birbirlerine göre hareket etmezken, yerde duran sabit bir noktaya göre hareket ediyorlardır. Otobüs içinde koltukta oturan bir yolcu, otobüse göre hareket etmiyor fakat, yere göre, ya da başka hareketli bir cisme göre hareket ediyordur.<br />
Buna göre, iki cismin birbirlerine göre, hareketine bağıl hareket, hızlarına da bağıl hız denir.<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> <br />
Bağıl hız,V bağıl = V cisim - V gözlemci bağıntısı ile bulunur.<br />
vcisim : Cismin yere göre hızıdır.<br />
vgözlemci : Gözlemcinin yere göre hızıdır.<br />
Bir aracın yerdeki sabit noktaya göre hızına yere göre hız denir. Hız vektörel bir büyüklük olduğundan, işlemler vektör kurallarına göre yapılacaktır. Yukarıdaki bağıntıya göre, cismin hızı aynen alınıp, gözlemcinin hızı ters çevrilerek vektörel olarak toplanır. Bileşke vektörün büyüklüğü bağıl hızın büyüklüğünü, yönü ise bağıl hızın yönünü belirtir.<br />
Tek Doğrultuda Bağıl Hız<br />
Araçlar aynı doğrultuda hareket ediyorsa,<br />
a. Aynı yönde giden araçların birbirlerine göre bağıl hızlarının büyüklüğü, iki aracın hızlarının farkına eşittir. Yön olarak, aracın birine göre (+) ise, diğerine göre (–) dir. Yani araçlardan biri diğerini pozitif kabul edilen yönde gittiğini görüyorsa, diğeride onun negatif yönde gittiğini görür.<br />
b. Zıt yönde giden araçların birbirlerine göre bağıl hızı, hızlarının toplamına eşittir. Bundan dolayı karşılıklı gelen araçlar <font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> birbirinin yanından geçerken çok hızlı geçiyormuş gibi görünürler.<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> <br />
İki Boyutta Bağıl Hız<br />
Doğuya doğru gitmekte olan K aracının sürücüsü, kuzeye doğru giden L aracının gerçek hareket yönünü ve hızını göremez. K nin L yi gördüğü hız bağıl hızdır. Bağıl hız<br />
ise, vb = vcisim – vgözlemci<br />
bağıntısından bulunur.<br />
<br />
Örneğin her iki araç v hızı ile gidiyorsa, K nin L ye göre hızı denildiğinde, L gözlemci olur. Gözlenen K cisminin hızı aynen alınır, gözlemcinin hızı ters çevrilerek vektörel olarak toplanır. Hızların şiddetleri eşit ve aralarındaki açı 90° olduğundan bağıl hız çıkar.<br />
L nin K ye göre hızı ise,<br />
vb = vL – vK den, L nin hızı aynen alınır, K nin hızı ters çevrilerek toplanır. Hız vektörleri arasındaki açı 90° olduğundan bağıl hız olur.<br />
Her iki araca göre bağıl hızlar<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a>  eşit büyüklükte fakat zıt yönlüdür.<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Televizyon]]></title>
			<link>http://www.samimi.net/showthread.php?tid=457</link>
			<pubDate>Wed, 15 Oct 2008 20:41:15 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.samimi.net/showthread.php?tid=457</guid>
			<description><![CDATA[TELEVİZYON Görüntünün ve görüntüyle alâkalı seslerin aynı anda elektromanyetik dalgalar halinde yayılması prensibine dayanan en mükemmel haberleşme sistemlerinden biridir televizyon. Televizyonun temel prensibi ışık enerjisinin elektrik enerjisine çevrildikten sonra yayınlanması ve alınan elektromanyetik sinyallerin tekrar ışık enerjisine çevrilmesidir. Işık enerjisinin elektrik enerjisine çevrilmesi fikri 1873 senesinde Selenyum üzerine ışık düşürüldüğünde elektrik direncinin değiştiğinin keşfedilmesiyle başlamıştır. Bu prensibe göre Selenyum üzerine parlak ışık düşerse sinyal kuvvetli,soluk ışık düşerse sinyal zayıf olacaktır. Genliği değişen bu sinyal radyo dalgaları gibi yayınlanıp alıcıda ters işlem yapılınca ekranda görüntü teşekkül eder. Televizyon bu bakımdan “uzaktan görme” mânâsına gelir. Bir bilgiyi çok uzaklara iletmek için radyo elektrik dalgaları kullanılır. Bu dalgalar, maddi bir destek (iletken) gerektirmeden, ışık hızıyla yani yaklaşık 300.000 km/s hızla yayılır. Güçlük, iletilecek bilgiyi elektrik akımına dönüştürmekten ve bu akımı bir antenle elektromanyetik dalgalar yayınlamaktan kaynaklanır. XX. yüzyılın başından bu yana sesin iletiminde birçok sorun ortaya çıkmıştır; ancak görüntünün iletimi söz konusu olduğunda teknik güçlükler çok daha karmaşıktır. Bir görüntüyü çok sayıda küçük karelere yada noktalara bölme olanağı vardır ve bu noktalar, yan yana geldiklerinde, o görüntüyü yeniden oluşturabilirler. Öte yandan siyah beyaz görüntü, siyah ve beyaz noktaların birleşimi olarak göz önüne alınabilir; ancak , bu nokta sayısının yeterli olması ve birleştiklerinde gözde görüntüyle aynı etkiyi yapması gerekir. Televizyon kamerasında yayınlanacak nesnenin görüntüsü her biri ışıl elektrik (fotoelektrik) hücre olan çok küçük levhacıklardan oluşmuş bir yüzey üstüne düşürülür. Her hücre, görüntünün bir noktasını karşılar ve hücre ışık almıyorsa siyah noktayı, ışık alıyorsa beyaz noktayı verir. Işığın etkisiyle her ışıl elektrik hücre, bir ışık akımı doğurur. Ayrıca görüntünün her noktasını bu noktanın aydınlığı ile orantılı bir akım karşılar. Görüntüyü elektrik akımı halinde yorumlama sorunu böylece çözülür. Ne var ki en güç sorun bu değildir. Yüz binlerce noktanın birleşiminden meydana gelen bu görüntüyü yeniden oluşturmak için her noktanın sırayla belirlenmesi çok önemlidir. Dolayısıyla söz konusu noktaları kesin ve belirli bir düzen içinde bir tür denetimden geçirmek zorundadır. Televizyon ekranında meydana gelen resim esasen açık ve koyu renkte noktaların bileşimi bir matristir. Televizyon yayını ve alınmasında bu matris iki türlü işleme tabi tutulur. Birinci işlem, resmi yukarıdan aşağıya doğru binlerce yan yana noktadan meydana gelen dilimlere ayırmak; ikincisi de resme hareket kazandırmak için sinema tekniğinde olduğu gibi gözün fark edemeyeceği sayıda ekrandan poz geçirmek. Bu iki işleme televizyon tekniğinde tarama denir. Televizyon sistemleri verici ve alıcı olmak üzere iki kısımdır. Verici sistem mercekli TV kamerası ve radyo vericisi; alıcı sistemse radyo alıcısı ve TV alıcısıdır. Alıcının ekranı üstünde görüntüyü çizmek için bir ışık noktası, ekranı soldan sağa ve yukarıdan aşağı açar.gözün ekranda yer değiştiren ışık görüntüyü algılaması gerekir. Kısa süreli ışık pırıltısını algıladığı zaman, duyu hemen gitmez. Yaklaşık 1/90 s sürer bu süre ışık izinin gözün ağ tabakası üstünde kalma süresidir. Antenle alınan elektro manyetik dalgalar ses ve görüntü işretleri ile eş zamanlı olmasını sağlayan işretler taşır. Alıcı bu dalgaların dolayısıyla da vericinin yayınını modülasyona uğratarak elektrik akımına dönüştürür. Verici temel olarak yapısında ileri ölçüde vakum bulunan bir katot lambadan oluşur. Bir elektron demeti bu lambadan geçerek flüorışıl bir maddeyle kaplanmış bir yüzeye yansır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[TELEVİZYON Görüntünün ve görüntüyle alâkalı seslerin aynı anda elektromanyetik dalgalar halinde yayılması prensibine dayanan en mükemmel haberleşme sistemlerinden biridir televizyon. Televizyonun temel prensibi ışık enerjisinin elektrik enerjisine çevrildikten sonra yayınlanması ve alınan elektromanyetik sinyallerin tekrar ışık enerjisine çevrilmesidir. Işık enerjisinin elektrik enerjisine çevrilmesi fikri 1873 senesinde Selenyum üzerine ışık düşürüldüğünde elektrik direncinin değiştiğinin keşfedilmesiyle başlamıştır. Bu prensibe göre Selenyum üzerine parlak ışık düşerse sinyal kuvvetli,soluk ışık düşerse sinyal zayıf olacaktır. Genliği değişen bu sinyal radyo dalgaları gibi yayınlanıp alıcıda ters işlem yapılınca ekranda görüntü teşekkül eder. Televizyon bu bakımdan “uzaktan görme” mânâsına gelir. Bir bilgiyi çok uzaklara iletmek için radyo elektrik dalgaları kullanılır. Bu dalgalar, maddi bir destek (iletken) gerektirmeden, ışık hızıyla yani yaklaşık 300.000 km/s hızla yayılır. Güçlük, iletilecek bilgiyi elektrik akımına dönüştürmekten ve bu akımı bir antenle elektromanyetik dalgalar yayınlamaktan kaynaklanır. XX. yüzyılın başından bu yana sesin iletiminde birçok sorun ortaya çıkmıştır; ancak görüntünün iletimi söz konusu olduğunda teknik güçlükler çok daha karmaşıktır. Bir görüntüyü çok sayıda küçük karelere yada noktalara bölme olanağı vardır ve bu noktalar, yan yana geldiklerinde, o görüntüyü yeniden oluşturabilirler. Öte yandan siyah beyaz görüntü, siyah ve beyaz noktaların birleşimi olarak göz önüne alınabilir; ancak , bu nokta sayısının yeterli olması ve birleştiklerinde gözde görüntüyle aynı etkiyi yapması gerekir. Televizyon kamerasında yayınlanacak nesnenin görüntüsü her biri ışıl elektrik (fotoelektrik) hücre olan çok küçük levhacıklardan oluşmuş bir yüzey üstüne düşürülür. Her hücre, görüntünün bir noktasını karşılar ve hücre ışık almıyorsa siyah noktayı, ışık alıyorsa beyaz noktayı verir. Işığın etkisiyle her ışıl elektrik hücre, bir ışık akımı doğurur. Ayrıca görüntünün her noktasını bu noktanın aydınlığı ile orantılı bir akım karşılar. Görüntüyü elektrik akımı halinde yorumlama sorunu böylece çözülür. Ne var ki en güç sorun bu değildir. Yüz binlerce noktanın birleşiminden meydana gelen bu görüntüyü yeniden oluşturmak için her noktanın sırayla belirlenmesi çok önemlidir. Dolayısıyla söz konusu noktaları kesin ve belirli bir düzen içinde bir tür denetimden geçirmek zorundadır. Televizyon ekranında meydana gelen resim esasen açık ve koyu renkte noktaların bileşimi bir matristir. Televizyon yayını ve alınmasında bu matris iki türlü işleme tabi tutulur. Birinci işlem, resmi yukarıdan aşağıya doğru binlerce yan yana noktadan meydana gelen dilimlere ayırmak; ikincisi de resme hareket kazandırmak için sinema tekniğinde olduğu gibi gözün fark edemeyeceği sayıda ekrandan poz geçirmek. Bu iki işleme televizyon tekniğinde tarama denir. Televizyon sistemleri verici ve alıcı olmak üzere iki kısımdır. Verici sistem mercekli TV kamerası ve radyo vericisi; alıcı sistemse radyo alıcısı ve TV alıcısıdır. Alıcının ekranı üstünde görüntüyü çizmek için bir ışık noktası, ekranı soldan sağa ve yukarıdan aşağı açar.gözün ekranda yer değiştiren ışık görüntüyü algılaması gerekir. Kısa süreli ışık pırıltısını algıladığı zaman, duyu hemen gitmez. Yaklaşık 1/90 s sürer bu süre ışık izinin gözün ağ tabakası üstünde kalma süresidir. Antenle alınan elektro manyetik dalgalar ses ve görüntü işretleri ile eş zamanlı olmasını sağlayan işretler taşır. Alıcı bu dalgaların dolayısıyla da vericinin yayınını modülasyona uğratarak elektrik akımına dönüştürür. Verici temel olarak yapısında ileri ölçüde vakum bulunan bir katot lambadan oluşur. Bir elektron demeti bu lambadan geçerek flüorışıl bir maddeyle kaplanmış bir yüzeye yansır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atom Spektrumu]]></title>
			<link>http://www.samimi.net/showthread.php?tid=456</link>
			<pubDate>Wed, 15 Oct 2008 20:40:44 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.samimi.net/showthread.php?tid=456</guid>
			<description><![CDATA[ATOM NEDİR?<br />
<br />
1859 yılında KIRCHHOFF ve BUNSEN, kimyasal elementlerin gaz formunda bu element için karakteristik olan belirli bir çizgi spektrumu yayınladıklarını buldular. Başka bir deyişle; atomlar sadece belirli dalga boylarında ışık yayarlar. Bu yüzden bir çizgi spektrumundan bahsedebiliriz. Bu bölümde, hidrojen atomunu ele alarak, söz konusu kesikli çizgilerin nasıl meydana geldiğini daha yakından inceleyeceğiz.<br />
<br />
4. 1. Atom Spektrumları<br />
<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> <br />
DENEY: Hidrojen atomunun spektrum çizgileri optik derslerinden tanıdığımız yöntemler yardımıyla deneysel olarak belirlenebilir (Şekil 1).<br />
<br />
Şekil 1: Spektrum çizgilerini belirtmek için gerekli deneysel düzenek<br />
<br />
<br />
<br />
L1 merceği yardımıyla lambanın ışığı S yarığı üzerine düşürülür. Sonra L2 merceğinin konumunu değiştirerek ekran üzerinde net bir görüntü elde edilir. Daha sonra yayınlanan ışık, bir optik ağ yardımıyla spektrumlarına ayrılır. Hidrojen atomunun görünen spektrum kısmı dört ayrı kesikli çizgiden oluşmuştur (Şekil 2).<br />
<br />
4100 A0 4340 A0 4860 A0 6560 A0<br />
<br />
Şekil 2: Hidrojen atomunun s<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> pektrum çizgileri<br />
<br />
<br />
<br />
BALMER, 1885 yılında bu spektrum çizgilerinin seriler halinde düzenlenebileceğini göstermiştir. Bu çizgilere ait frekanslar;<br />
<br />
f = Ry (1 / 22 - 1 / m2) (1)<br />
<br />
dır. Böylece deneysel ölçülen frekanslar (Şekil 2), m = 3,4,5 ve 6 için bu formül yardımıyla hesaplanabilir. Burada Ry, Rydberg sabiti adıyla bilinen ve değeri 3,28984 × 1015 s -1 olan bir sabittir. Daha sonra (1) nolu denklemdeki 2 yerine n = 1,3,4,5..... değerleri konularak diğer hidrojen atomu serileri de bulunmuştur (Şekil 3). Sonuç olarak hidrojen atomuna ait bütün seriler için;<br />
<br />
E = h f = Ef - Ei = h Ry ( 1 / n2 - 1 / m2), (m &gt; n) (2)<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> <br />
<br />
ifadesi elde edilir. Denklemdeki Ef uyarılmış, Ei ise temel düzeye karşı gelen enerjilerdir. Denklemdeki farklı n değerleri için farklı seriler bulunur.<br />
<br />
n = 1 için Lyman- Serisi<br />
<br />
n = 2 için Balmer-Serisi<br />
<br />
n = 3 için Paschen-Serisi<br />
<br />
n = 4 için Bracket-Serisi<br />
<br />
n = 5 için Pfundt-Serisi<br />
<br />
FRANCK (1882-1964; Hertz ile 1925’de Nobel Ödülü) ve HERTZ (1887-1975; Franck ile 1925’de Nobel Ödülü) <font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> 1913 yılında cıva atomları ile yaptıkları deneyde söz konusu ışık emisyonunun nasıl meydana geldiğini açıklamışlardır.<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> <font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ATOM NEDİR?<br />
<br />
1859 yılında KIRCHHOFF ve BUNSEN, kimyasal elementlerin gaz formunda bu element için karakteristik olan belirli bir çizgi spektrumu yayınladıklarını buldular. Başka bir deyişle; atomlar sadece belirli dalga boylarında ışık yayarlar. Bu yüzden bir çizgi spektrumundan bahsedebiliriz. Bu bölümde, hidrojen atomunu ele alarak, söz konusu kesikli çizgilerin nasıl meydana geldiğini daha yakından inceleyeceğiz.<br />
<br />
4. 1. Atom Spektrumları<br />
<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> <br />
DENEY: Hidrojen atomunun spektrum çizgileri optik derslerinden tanıdığımız yöntemler yardımıyla deneysel olarak belirlenebilir (Şekil 1).<br />
<br />
Şekil 1: Spektrum çizgilerini belirtmek için gerekli deneysel düzenek<br />
<br />
<br />
<br />
L1 merceği yardımıyla lambanın ışığı S yarığı üzerine düşürülür. Sonra L2 merceğinin konumunu değiştirerek ekran üzerinde net bir görüntü elde edilir. Daha sonra yayınlanan ışık, bir optik ağ yardımıyla spektrumlarına ayrılır. Hidrojen atomunun görünen spektrum kısmı dört ayrı kesikli çizgiden oluşmuştur (Şekil 2).<br />
<br />
4100 A0 4340 A0 4860 A0 6560 A0<br />
<br />
Şekil 2: Hidrojen atomunun s<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> pektrum çizgileri<br />
<br />
<br />
<br />
BALMER, 1885 yılında bu spektrum çizgilerinin seriler halinde düzenlenebileceğini göstermiştir. Bu çizgilere ait frekanslar;<br />
<br />
f = Ry (1 / 22 - 1 / m2) (1)<br />
<br />
dır. Böylece deneysel ölçülen frekanslar (Şekil 2), m = 3,4,5 ve 6 için bu formül yardımıyla hesaplanabilir. Burada Ry, Rydberg sabiti adıyla bilinen ve değeri 3,28984 × 1015 s -1 olan bir sabittir. Daha sonra (1) nolu denklemdeki 2 yerine n = 1,3,4,5..... değerleri konularak diğer hidrojen atomu serileri de bulunmuştur (Şekil 3). Sonuç olarak hidrojen atomuna ait bütün seriler için;<br />
<br />
E = h f = Ef - Ei = h Ry ( 1 / n2 - 1 / m2), (m &gt; n) (2)<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> <br />
<br />
ifadesi elde edilir. Denklemdeki Ef uyarılmış, Ei ise temel düzeye karşı gelen enerjilerdir. Denklemdeki farklı n değerleri için farklı seriler bulunur.<br />
<br />
n = 1 için Lyman- Serisi<br />
<br />
n = 2 için Balmer-Serisi<br />
<br />
n = 3 için Paschen-Serisi<br />
<br />
n = 4 için Bracket-Serisi<br />
<br />
n = 5 için Pfundt-Serisi<br />
<br />
FRANCK (1882-1964; Hertz ile 1925’de Nobel Ödülü) ve HERTZ (1887-1975; Franck ile 1925’de Nobel Ödülü) <font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> 1913 yılında cıva atomları ile yaptıkları deneyde söz konusu ışık emisyonunun nasıl meydana geldiğini açıklamışlardır.<font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> <font color="red">  Linkleri, Resimleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.  <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Standart  Kuantum Teorisinin Felsefesi]]></title>
			<link>http://www.samimi.net/showthread.php?tid=455</link>
			<pubDate>Wed, 15 Oct 2008 20:40:15 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.samimi.net/showthread.php?tid=455</guid>
			<description><![CDATA[Ünlü kuramcı Bohr, "Kuantum teorisiyle şok olmayan kimse, onu anlamamıştır" der. Gerçekten de matematiksel olarak açık bir şekilde ifade edilmesine karşın bu teorinin felsefi alanda yorumlanması ve oluşturduğu problemlerin çözümlenmesi bir hayli zor görülüyor.<br />
<br />
Kuantum teorisi bilime ve doğaya farklı bir bakış açısı getirmiştir. Şimdi, bu yenilikleri görebilmek için klasik ve kuantumlu anlayışın belli başlı özelliklerini ortaya koyalım. Öncelikle klasik fiziğin felsefi dayanaklarına bakarsak:<br />
<br />
1) Klasik fizikte, bir cismin hızı, ivmesi, enerji ifadeleri gibi tüm nicelikler cismin konumunun zamana göre diferansiyelleri ile ifade edilir.<br />
<br />
2} Yukarıda sözü edilen momentum. enerji gibi fiziksel büyüklüklerin bütün olarak ele alındığı görülür.<br />
<br />
3) İrdelenen olaylar belli bir kesinlik, belirlilik taşır ve istenilen doğrulukta ve aynı anda bütün fiziksel büyüklükler ölçülebilir.<br />
<br />
4) Evrenin geçmişinde oluşan olaylar incelenerek, geleceğe ilişkin bir yordama yapılabilir. Sözgelimi, Jüpiter Gezegeni şu zamanda, yörüngesinin şurasında ve bize bu kadar uzaklıkta olacaktır, denilebilir. Gözlem ve deneylerde küçük hatalar çıkabilme olasılığına karşın tahminlerimiz büyük ölçüde doğrulanır.<br />
<br />
5) Klasik fizik ile incelenen her sistem ya da olay birbirinden bağımsız olarak düşünülür; bu sistemi oluşturan ve birbiri İle iletişim olanağı bulunmayan varlıklar bütünüyle ayrı olarak ele alınır.<br />
<br />
6) Klasik olarak incelenen olay, gözlemci ve kullanılan deney aleti ile değişiklik göstermez.<br />
<br />
Kuantum görüşünün kabul edilen temel olguları ise:<br />
<br />
a) Olayların incelenmesinde kompleks yapıda ve bir olasılık denklemi olan Schrödinger dalga denklemi kullanılır. Bu denklemden vj/ dalga fonksiyonu bulunup işlemlerde konarak, konum, momentum ve diğer nicelikler elde edilir.<br />
<br />
b) Fiziksel nicelikler kesikli parçalı yapıda ele alınır.<br />
<br />
c) Kuantum teorisi fiziğe kuşku götürmez bir biçimde belirsizlik (indeterminizm) olgusunu sokmuştur.<br />
<br />
d) Parçacıklar söz konusu olduğunda her büyüklük olasılıklarla belirlenir ve gelecekle ilgili tahminler olasılıklara dayanarak yapılabilir. Örneğin ışığın yapı taşı olan fotonların, uzayda bir yerde bulunması ancak olasılıklarla belirlenir.<br />
<br />
e) Birbiriyle hiç iletişim olanağı bulunmayan iki varlık arasında "bağlılaşım-correlation" görülebilir. Örneğin aynı kaynaktan çıkan fotonların karşıt doğrultularda göstermiş olduğu davranışları, birbiri ile uyuşum halindedir.<br />
<br />
f) Kuantumda; gözlemci, gözlenen ve gözlem aleti birbiriyle bir bütünlük oluşturur. Bunlar birbirlerinden ayrı düşünülemez.<br />
<br />
Görüldüğü gibi klasik fizik ile kuantumcu düşünce birbirinden bir çok noktada farklılık gösterir. Bu farklılıklar ayrıntılı olarak göz önüne alındığında şu yorumlar yapılabilir:<br />
<br />
Kuantum teorisinin önemli buluşlarından birisi belirsizlik bağıntısıdır. 1927'de Heissenberg tarafından ortaya konulan bu bağıntıya göre mikro boyutta tanımlı bir parçacığın, eş zamanlı olarak konum ve momentumunun tesbit edilmesi en az Planck sabit (h) kadar bir hata içerir. Aynı olgu eşzamanlı olarak, parçacığın enerjisi ile bu enerjiyi taşıdığı zaman için de söz konusudur. Örneğin bir elektronun bulunduğu uzayda konumunun tesbiti İçin, elektronun üstüne büyük frekansta ışık göndermeliyiz. Aksi halde elektronu gözlemleyenleyiz. Bu durumda yüksek frekanslı ışık elektronun konumunu belirler. Ancak elektrona bir hız verir. Dolayısıyla konumun belirlenmesiyle beraber parçacığın hızını ve momentumunu yitirmiş oluruz . Tersi olarak; elektronun momentumunu belirlemek İçin küçük frekanslı ışık kullanırız, bu durumda da konum belirlenemez.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
İkinci önemli bulgu da "dalga/parçacık dualite'dir. Huygens'ten beri ışığın kırınım ve girişim yaptığı biliniyordu.Örneğin ışık Young deneyi düzeneğinden geçirilirse karşıdaki ekranda aydınlık-karanlık noktalar oluşur. Yani girişim yapar. Yine yarım bardak suya sokulan bir kalemin kırık olarak algılandığı görülür. Bu gibi olayların hepsi ancak dalga modeliyle açıklanabilir. Einstein'ın fotoelektrik olayını açıklamasından sonra ışığın parçacıktı yapıda olması gerektiği bulundu. Yine ışığın cisimler üzerine uyguladığı anlık basınçlar ve Geiger sayacında göstermiş olduğu etkiler bunu destekler. Sonunda Bohr, "Işığın dalgacık mı tanecik mi olduğunu belirlenmesi ancak gözlemcinin sorduğu soruya göre cevaplanabilir" diyerek gözlemcinin de vazgeçilmez biçimde teoride yerini alması gerektiğini belirtir.<br />
<br />
Amerikalı J.Davisson ve L.Germer adlı bilim adamları elektronların da hızlı olarak bir kristal katıya çarptırıldıklarında dalga özelliği gösterebileceğini buldular. Böylece düalite yalnızca ışık (elektromagnetik dalga) İçin geçerli değil aynı zamanda maddesel parçacıklar için de geçerliydi. Bu da Broglie'ın öne sürdüğü elektronlar için dalga yapısının deneysel bir ispatıydı, aynı zamanda Kuantum teorisindeki düaliteyi, 1915'te, X ışınlarıyla yaptığı çalışmalarından dolayı Nobel ödülü alan VV.Bragg şöyle belirtiyordu. "Pazartesi, çarşamba ve cuma günleri parçacık kuramını; Salı, Perşembe ve Cumartesi günleri dalga kuramını öğretiyorum."<br />
<br />
Diğer önemli yenilik ise olasılık kavramıdır. Bir parçacığın bir uzay bölgesinde bulunması ancak olasılıklarla bellidir. Parçacığın konumu için kesin koordinatlar verilemez. Born bu düşünceden hareketle Schrödinger'in ortaya attığı dalga fonksiyonunu yorumlamış ve y ile gösterilen bu kompleks fonksiyon için, uzayda bir noktada beili bir anda hesaplanan dalganın genliğinin karesinin, parçacığın o noktada o anda bulunması olasılığını verdiğini belirtmiştir.<br />
<br />
Belirsizlik ilkesi , dualite, olasılık tanımı ve gözlemci-gözlenen bütünlüğü kuantum mekaniğine, Kopenhag yorumu olarak girmiştir ve tartışmalara rağmen halihazırda kuantum teorisinin en etkin yorumu olarak karşımıza çıkar. Kuantum felsefesinin ..sorunlarına bakıldığında önemli tartışmaların temelde, Young deneyinin yorumlanmasından kaynaklandığı görülür. Bilim adamları, fotonların iki ayrı delikten geçişinin mantıksal olarak nasıl algılanması gerektiği üzerinde durarak; fotonlarla gözlemci arasındaki ilişkiyi aramaktadırlar.<br />
<br />
Bohr ve Kopenhag ekolü savunucuları fotonların, iki ayrı delikten geçmelerini iki ayrı dünyada hareketleri olarak düşünüyor. Onlara göre girişim bu birbirinden tamamen iki ayrı iki dünyadan her-birinin birlikte hazırlanarak birbirinin üstüne çakış-masıyla ve birbirlerini bütünleştirme siyle oluşur. Dolayısıyla sonuçta her iki dünyanın hakiki bir melezi oluşur. Başta Einstein olmak üzere pek çok fizikçiye bu melez-bütünleyici dünya yorumu pek sıcak gelmedi. 1935'te "Schrödinger kedisi" yorumu ortaya atıldı. Bu görüşe göre her an zehirlenmesi tehlikesi olan bir kedi kapalı bir kutudadır. Gözlemciye göre bu kedi her an ölü ya da diri bir halde bulunmalı, iki ayrı olasılık eşit olarak göz önünde tutulmalıdır. Bu aynı zamanda Young deneyinin iki ayrı delikle oluşturulan farklı dünyalarına benzer. Farklı nokta ise; kedinin ölü ya da diri olduğunu kesin belirleyene kadar kedinin iki durumunun da yan yana bulunduğunun öne sürülmesidir. Yani kedi, yarı canlı-yarı ölüdür, aynı zamanda.<br />
<br />
Başka bir yorum da Everett'ten 1957'de gelir. Ona göre, birçok gözlenemez paralel evren mevcuttu. Bunlara Everett, "alternatif kuantum dünyaları" diyordu. Bütün olaylar bu dünyaların birinde, olasılıkların hepsi gerçekleşecek biçimde olmaktadır. Sonuçta bütün olasılıklar evrende varoluyordu. Zaman ilerledikçe daha pek çok yorum ortaya atıldı. Bunların içinde Wigner Gellmann, Bohm, Penrose gibi fizikçilerin yorumlarını saymak mümkün.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Ünlü kuramcı Bohr, "Kuantum teorisiyle şok olmayan kimse, onu anlamamıştır" der. Gerçekten de matematiksel olarak açık bir şekilde ifade edilmesine karşın bu teorinin felsefi alanda yorumlanması ve oluşturduğu problemlerin çözümlenmesi bir hayli zor görülüyor.<br />
<br />
Kuantum teorisi bilime ve doğaya farklı bir bakış açısı getirmiştir. Şimdi, bu yenilikleri görebilmek için klasik ve kuantumlu anlayışın belli başlı özelliklerini ortaya koyalım. Öncelikle klasik fiziğin felsefi dayanaklarına bakarsak:<br />
<br />
1) Klasik fizikte, bir cismin hızı, ivmesi, enerji ifadeleri gibi tüm nicelikler cismin konumunun zamana göre diferansiyelleri ile ifade edilir.<br />
<br />
2} Yukarıda sözü edilen momentum. enerji gibi fiziksel büyüklüklerin bütün olarak ele alındığı görülür.<br />
<br />
3) İrdelenen olaylar belli bir kesinlik, belirlilik taşır ve istenilen doğrulukta ve aynı anda bütün fiziksel büyüklükler ölçülebilir.<br />
<br />
4) Evrenin geçmişinde oluşan olaylar incelenerek, geleceğe ilişkin bir yordama yapılabilir. Sözgelimi, Jüpiter Gezegeni şu zamanda, yörüngesinin şurasında ve bize bu kadar uzaklıkta olacaktır, denilebilir. Gözlem ve deneylerde küçük hatalar çıkabilme olasılığına karşın tahminlerimiz büyük ölçüde doğrulanır.<br />
<br />
5) Klasik fizik ile incelenen her sistem ya da olay birbirinden bağımsız olarak düşünülür; bu sistemi oluşturan ve birbiri İle iletişim olanağı bulunmayan varlıklar bütünüyle ayrı olarak ele alınır.<br />
<br />
6) Klasik olarak incelenen olay, gözlemci ve kullanılan deney aleti ile değişiklik göstermez.<br />
<br />
Kuantum görüşünün kabul edilen temel olguları ise:<br />
<br />
a) Olayların incelenmesinde kompleks yapıda ve bir olasılık denklemi olan Schrödinger dalga denklemi kullanılır. Bu denklemden vj/ dalga fonksiyonu bulunup işlemlerde konarak, konum, momentum ve diğer nicelikler elde edilir.<br />
<br />
b) Fiziksel nicelikler kesikli parçalı yapıda ele alınır.<br />
<br />
c) Kuantum teorisi fiziğe kuşku götürmez bir biçimde belirsizlik (indeterminizm) olgusunu sokmuştur.<br />
<br />
d) Parçacıklar söz konusu olduğunda her büyüklük olasılıklarla belirlenir ve gelecekle ilgili tahminler olasılıklara dayanarak yapılabilir. Örneğin ışığın yapı taşı olan fotonların, uzayda bir yerde bulunması ancak olasılıklarla belirlenir.<br />
<br />
e) Birbiriyle hiç iletişim olanağı bulunmayan iki varlık arasında "bağlılaşım-correlation" görülebilir. Örneğin aynı kaynaktan çıkan fotonların karşıt doğrultularda göstermiş olduğu davranışları, birbiri ile uyuşum halindedir.<br />
<br />
f) Kuantumda; gözlemci, gözlenen ve gözlem aleti birbiriyle bir bütünlük oluşturur. Bunlar birbirlerinden ayrı düşünülemez.<br />
<br />
Görüldüğü gibi klasik fizik ile kuantumcu düşünce birbirinden bir çok noktada farklılık gösterir. Bu farklılıklar ayrıntılı olarak göz önüne alındığında şu yorumlar yapılabilir:<br />
<br />
Kuantum teorisinin önemli buluşlarından birisi belirsizlik bağıntısıdır. 1927'de Heissenberg tarafından ortaya konulan bu bağıntıya göre mikro boyutta tanımlı bir parçacığın, eş zamanlı olarak konum ve momentumunun tesbit edilmesi en az Planck sabit (h) kadar bir hata içerir. Aynı olgu eşzamanlı olarak, parçacığın enerjisi ile bu enerjiyi taşıdığı zaman için de söz konusudur. Örneğin bir elektronun bulunduğu uzayda konumunun tesbiti İçin, elektronun üstüne büyük frekansta ışık göndermeliyiz. Aksi halde elektronu gözlemleyenleyiz. Bu durumda yüksek frekanslı ışık elektronun konumunu belirler. Ancak elektrona bir hız verir. Dolayısıyla konumun belirlenmesiyle beraber parçacığın hızını ve momentumunu yitirmiş oluruz . Tersi olarak; elektronun momentumunu belirlemek İçin küçük frekanslı ışık kullanırız, bu durumda da konum belirlenemez.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
İkinci önemli bulgu da "dalga/parçacık dualite'dir. Huygens'ten beri ışığın kırınım ve girişim yaptığı biliniyordu.Örneğin ışık Young deneyi düzeneğinden geçirilirse karşıdaki ekranda aydınlık-karanlık noktalar oluşur. Yani girişim yapar. Yine yarım bardak suya sokulan bir kalemin kırık olarak algılandığı görülür. Bu gibi olayların hepsi ancak dalga modeliyle açıklanabilir. Einstein'ın fotoelektrik olayını açıklamasından sonra ışığın parçacıktı yapıda olması gerektiği bulundu. Yine ışığın cisimler üzerine uyguladığı anlık basınçlar ve Geiger sayacında göstermiş olduğu etkiler bunu destekler. Sonunda Bohr, "Işığın dalgacık mı tanecik mi olduğunu belirlenmesi ancak gözlemcinin sorduğu soruya göre cevaplanabilir" diyerek gözlemcinin de vazgeçilmez biçimde teoride yerini alması gerektiğini belirtir.<br />
<br />
Amerikalı J.Davisson ve L.Germer adlı bilim adamları elektronların da hızlı olarak bir kristal katıya çarptırıldıklarında dalga özelliği gösterebileceğini buldular. Böylece düalite yalnızca ışık (elektromagnetik dalga) İçin geçerli değil aynı zamanda maddesel parçacıklar için de geçerliydi. Bu da Broglie'ın öne sürdüğü elektronlar için dalga yapısının deneysel bir ispatıydı, aynı zamanda Kuantum teorisindeki düaliteyi, 1915'te, X ışınlarıyla yaptığı çalışmalarından dolayı Nobel ödülü alan VV.Bragg şöyle belirtiyordu. "Pazartesi, çarşamba ve cuma günleri parçacık kuramını; Salı, Perşembe ve Cumartesi günleri dalga kuramını öğretiyorum."<br />
<br />
Diğer önemli yenilik ise olasılık kavramıdır. Bir parçacığın bir uzay bölgesinde bulunması ancak olasılıklarla bellidir. Parçacığın konumu için kesin koordinatlar verilemez. Born bu düşünceden hareketle Schrödinger'in ortaya attığı dalga fonksiyonunu yorumlamış ve y ile gösterilen bu kompleks fonksiyon için, uzayda bir noktada beili bir anda hesaplanan dalganın genliğinin karesinin, parçacığın o noktada o anda bulunması olasılığını verdiğini belirtmiştir.<br />
<br />
Belirsizlik ilkesi , dualite, olasılık tanımı ve gözlemci-gözlenen bütünlüğü kuantum mekaniğine, Kopenhag yorumu olarak girmiştir ve tartışmalara rağmen halihazırda kuantum teorisinin en etkin yorumu olarak karşımıza çıkar. Kuantum felsefesinin ..sorunlarına bakıldığında önemli tartışmaların temelde, Young deneyinin yorumlanmasından kaynaklandığı görülür. Bilim adamları, fotonların iki ayrı delikten geçişinin mantıksal olarak nasıl algılanması gerektiği üzerinde durarak; fotonlarla gözlemci arasındaki ilişkiyi aramaktadırlar.<br />
<br />
Bohr ve Kopenhag ekolü savunucuları fotonların, iki ayrı delikten geçmelerini iki ayrı dünyada hareketleri olarak düşünüyor. Onlara göre girişim bu birbirinden tamamen iki ayrı iki dünyadan her-birinin birlikte hazırlanarak birbirinin üstüne çakış-masıyla ve birbirlerini bütünleştirme siyle oluşur. Dolayısıyla sonuçta her iki dünyanın hakiki bir melezi oluşur. Başta Einstein olmak üzere pek çok fizikçiye bu melez-bütünleyici dünya yorumu pek sıcak gelmedi. 1935'te "Schrödinger kedisi" yorumu ortaya atıldı. Bu görüşe göre her an zehirlenmesi tehlikesi olan bir kedi kapalı bir kutudadır. Gözlemciye göre bu kedi her an ölü ya da diri bir halde bulunmalı, iki ayrı olasılık eşit olarak göz önünde tutulmalıdır. Bu aynı zamanda Young deneyinin iki ayrı delikle oluşturulan farklı dünyalarına benzer. Farklı nokta ise; kedinin ölü ya da diri olduğunu kesin belirleyene kadar kedinin iki durumunun da yan yana bulunduğunun öne sürülmesidir. Yani kedi, yarı canlı-yarı ölüdür, aynı zamanda.<br />
<br />
Başka bir yorum da Everett'ten 1957'de gelir. Ona göre, birçok gözlenemez paralel evren mevcuttu. Bunlara Everett, "alternatif kuantum dünyaları" diyordu. Bütün olaylar bu dünyaların birinde, olasılıkların hepsi gerçekleşecek biçimde olmaktadır. Sonuçta bütün olasılıklar evrende varoluyordu. Zaman ilerledikçe daha pek çok yorum ortaya atıldı. Bunların içinde Wigner Gellmann, Bohm, Penrose gibi fizikçilerin yorumlarını saymak mümkün.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Güneş Enerjisi]]></title>
			<link>http://www.samimi.net/showthread.php?tid=454</link>
			<pubDate>Wed, 15 Oct 2008 20:39:39 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.samimi.net/showthread.php?tid=454</guid>
			<description><![CDATA[Güneş enerjisi ve başlıca yararlanma yöntemleri<br />
<br />
Dünya için sonsuz bir enerji kaynağı kabul edilen güneş' ten, bir yılda dünya' ya aktarılan enerji, dünya' daki mevcut kömür rezervlerinin enerjisinin 150 katından fazladır. Bu temiz ve tükenmez enerji kaynağından olabildiğince yararlanma fikri, son yıllarda ülkemizin de bulunduğu 45° kuzey ve güney enlemleri arasında yer alan ve Güneş Kuşağı denilen ülkeler başta olmak üzere, bütün dünyada ilgi çekmiştir.<br />
<br />
<br />
<br />
Güneş Kollektörleri - Sıcak Su Üretim Sistemleri :<br />
<br />
Evlerde, işyerlerinde-endüstride sıcak su üretiminde kullanılan bu sistemler, güneş enerjisini toplayan düzlem kollektörler, sıcak suların toplandığı depo ve ara bağlantılardan oluşur. Su dolaşımı tabii veya pompalı olabildiği gibi, sistem açık veya kapalı da olabilir. Üretimi, montajı, işletilmesi basit ve ucuz olan bu sistemler bütün dünyada yaygınca kullanılmağa başlanmıştır. Türkiye'de de Akdeniz sahillerinde kullanılmaktadır.<br />
<br />
<br />
<br />
Termal Güneş Santralları :<br />
<br />
Güneş enerjisinden elektrik üreten sistemlerdir. Özellikle İsrail'de bu alanda önemli uygulama ve araştırmalar yapılmaktadır. Dünyanın en büyük güneş enerjisi güç istasyonu ile ileri teknolojik araştırmaları İsrail'de yapılmakta olup, bu ülkede tüketilen toplam enerjinin % 3' ü güneş enerjisinden sağlanmaktadır (1, 2). ABD, Fransa, İtalya, İspanya, Rusya ve Çin'de de pratik olarak enerji üretimine pek katkısı olmayan santrallar mevcuttur (3, 4). Termal güneş santrallarının kurulmasında yer ve meteorolojik parametreler en önemli faktördür. Yıllık yağış, güneşli gün ve saat, hava kirliliği ve diğer bazı meteorolojik parametreler uygun olmalıdır. Örneğin, bu tür santralların bir yere kurulabilmesi için o yerin, yılda ortalama en az 2000 saat güneşlenebilmesi gerekmektedir. Güneydoğu Anadolu Bölgesinde bu değer 3000 saatin üzerindedir(4). Ayrıca, yılda en az 4 saat kesiksiz güneşlenme süresi için minimum 150 gün gereği, Diyarbakır için 8 saat seviyesindedir.<br />
<br />
<br />
<br />
Fotovoltaik Cihazlar-Güneş Pilleri :<br />
<br />
Daha çok küçük çaplı enerji gereksinimleri karşılamak üzere hazırlanan bu sistemler ile ilgili çok önemli araştırmalar sürdürülmektedir. Başta radyolink sistemleri olmak üzere, kent enerji şebekesinden uzaktaki kırsal alanlarda; su pompaları, değişik kontrol ve gözetleme istasyonları, dağ evleri gibi yerlerde kullanılabilmektedirler(4). Özellikle, güneş pilleri ile çalışan taşıtlar-araçlar ile ilgili araştırmalar oldukça yoğunluk kazanmıştır.<br />
<br />
<br />
<br />
· Temiz ve Tükenmez Enerji Kaynağı Olarak Güneş Enerjisinden Yararlanma<br />
<br />
Genel olarak dünyada tüketilen toplam enerjinin % 90 kadarı fosil yakıt olarak bilinen kömür, petrol ve doğal gazdan sağlanmaktadır. Bunların mevcudiyetleri-rezervleri sınırlı olup, gelecek kuşaklara da bırakılma gereği ile birlikte, tükenmelerine fırsat verilmeden yeni kaynakların başlarında yer alan güneş enerjisine yönelme sağlanmalıdır. 1994 yılı itibariyle ABD' de tüketilen toplam enerji ; % 28 kömür, % 39 petrol, % 24 doğal gaz ve % 9 nükleer enerji kaynaklıdır. Avrupa'da ise ; % 22 kömür, % 44 petrol, % 18 doğal gaz ve % 14 nükleer enerji kaynaklıdır. ABD ve Avrupa' da üretilen elektrik sıra ile % 53 ve % 38 oranlarında kömürden sağlanmaktadır(1). Bunların doğadaki sınırlı mevcudiyetleri göz önüne alındığında, temiz ve sonsuz kaynak durumundaki güneşe yönelme bir zorunluluktur.<br />
<br />
<br />
<br />
· Güneş Enerjisi ve Çevre Sorunları<br />
<br />
Ulaşım, ısınma ve endüstriyel işlemler başta olmak üzere değişik faaliyetlerden kaynaklanan ve hava kirletici olarak bilinen ; azot oksitler (NOx), kükürt oksitler(SOx), hidrokarbonlar(HC), karbondioksit(CO2), karbonmonoksit (CO) ve partiküller başlıca fosil yakıtlardan atmosfere karışmakta ve doğal dengeyi bozmaktadır. Hava kirliliği yaratan azot oksit ve hidrokarbonların % 50'si, kükürt oksitlerin ise %90'dan fazlası fosil yakıtlardan kaynaklanmaktadır(5). Bunların uygun tekniklerle yakılmaları-kullanılmaları, özellikle NOx ve SOx oranları bakımından önemli bir sonuç yaratmamaktadır, mümkün olduğunca az kullanılmaları ise, günümüzde çok önem arzetmeğe başlayan hava kirliliğini azaltan-sorunu çözen bir adım olarak değerlendirilmektedir. Karbondioksit, kimyasal olarak sağlığa zararlı olmamakla beraber kısaca, sera etkisi olarak bilinen özeliğinden dolayı dünyadaki sıcaklığın artışına neden olacağı ve çok büyük sorunlar yaratabileceği kabul edilmektedir(5). Güneş enerjisinden yararlanma oranı arttıkça, bu fosil yakıtlardan kaynaklanan çevre sorunları azaltılmış-giderilmiş olacaktır.<br />
<br />
Doğal klimatik koşullara uygun yapı ve kent planlamaları çok önemli enerji tasarrufu sağlayabilir. Mevsimlere göre az veya çok güneş alacak şekilde evlerin projelendirilmesi, konuşlandırılması, diğer meteorolojik parametrelerin de göz önüne alınması gereği, çok iyi anlaşılamamıştır veya bu durumun gereği yapılmamaktadır.<br />
<br />
<br />
<br />
· Türkiye'nin Dünya' daki Yerinin Güneş Enerjisinden Yararlanmaya Elverişliliği<br />
<br />
Türkiye'nin 36-42° kuzey enlemleri arasında bulunması ve güneş enerjisinden yararlanma açısından en elverişsiz konumda bulunan Karadeniz Bölgesinde dahi yıllık güneşlenme süresinin 1966 saat olması ve bu değerin Güneydoğu Anadolu Bölgesinde 3000 saatin üstünde olması, Türkiye ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinin güneş enerjisinden yararlanmasının ne kadar uygun olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.<br />
<br />
<br />
<br />
·Güneydoğu Anadolu Bölgesinin Güneş Enerjisinden Yararlanmaya Elverişliliği<br />
<br />
· Son 60 yılda yıllık ortalama sıcaklık Diyarbakır'da 16° C , Şanlıurfa'da 18° C cıvarlarındadır(6).<br />
<br />
· Son 60 yılda tespit edilen en yüksek sıcaklık 46° C cıvarı ile Diyarbakır ve Şanlıurfa en başta yer almaktadır.<br />
<br />
· Yaklaşık son 50 yılda, yıllık günde ortalama güneşlenme süresi 8 saat üstü ile Antalya, İzmir, Diyarbakır ve Şanlıurfa illeri yer almaktadır.<br />
<br />
· Son 50 yılda yıllık ortalama oransal yüzde nem değeri bakımından Diyarbakır 54, Şanlıurfa 49 ile Türkiye'nin en düşük nem oranlı illeridir.<br />
<br />
· Son 50 yılda yıllık ortalama yağış miktarı bakımından Diyarbakır ve Şanlıurfa alt sıralarda yer almaktadır.<br />
<br />
· Son 60 yıldaki yıllık ortalama yağışlı gün sayısı Diyarbakır'da 88, Şanlıurfa'da 75 gün ile güneş enerjisinden yararlanma açısından oldukça uygun konum ve koşul mevcuttur.<br />
<br />
· Son 60 yılda yıllık ortalama karla örtülü gün sayısı Diyarbakır'da 12, Şanlıurfa'da 3 gün kadardır.<br />
<br />
· Son 60 yılda yıllık ortalama don olayı olabilen gün sayısı Diyarbakır'da 62, Şanlıurfa'da 22 cıvarlarındadır. Erzurum'da bu değer 155, Konya'da 100 cıvarındadır(6).<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Sonuç<br />
<br />
Enerji üretimi ve kullanımı gelişmişliğin en önemli ölçülerinden biridir. Günümüze kadar ve halen, fosil yakıtlar en temel enerji üretim kaynaklarıdır. Gerek bunların rezervlerinin tükenmekte oluşu ve gerekse de bunların kullanımından kaynaklanan çevre sorunları, yeni ve temiz enerji kaynakları arayışını hızlandırmıştır.<br />
<br />
Çevre değerlerini koruma, mevcut çevre sorunlarını giderme ve yeni sorunların oluşmasını engelleme doğrultusundaki faaliyetler oldukça güncelleşmiştir. Çevre sorunları denildiğinde öncelikle hava, su ve toprak kirlilikleri gündeme gelmekle beraber, ozon tabakasındaki incelme, toprak erozyonu, nüfus artışı, iklim değişiklikleri, sanayi atıkları, katı atıklar(çöp), ekolojik değişiklikler, Zirai ilaç ve aşırı gübre kullanımının yarattığı sorunlar, radyasyon ve gürültü kirliliği ve daha birçok etken söz konusu olabilmektedir.<br />
<br />
<br />
<br />
Hava kirliliğinin, temelde enerji ihtiyacının karşılanması sürecinden oluştuğu açıktır. Hava kirlenmesi, havadaki maddelerin insan sağlığına, canlı hayatına ve ekolojik dengeye zararlı olabilecek miktar ve sürede bulunmasıdır. Hava kirletici olarak başlıca beş çeşit madde mevcut olup,bunların partiküller dışında kalan dördü, karbonmonoksit (CO), azot oksitler (NOx), hidrokarbonlar (HC) ve kükürt oksitler (SOx) gaz halindedir. Dünyamızda her yıl milyonlarca ton hava kirletici atmosfere atılmaktadır. Yakma sistemlerinin baca ve egzoslarından çevreye yayılan bu kirleticiler insan sağlığını, tarımsal üretimi, ormanları ve yapıları olumsuz yönde etkilemektedir. Yakma sistemlerinin çevrede oluşturduğu hava kirliliği, yakılan yakıtın türüne-miktarına, yakıt ve yakma sistemi özelliklerine, sistemlerin işletme biçimleri ile topografik ve meteorolojik koşullara bağlıdır.<br />
<br />
Elektrik enerjisi üretim amaçlı nükleer santral kazalarının yarattığı; giderilmesi, önlem alınması çok güç ve bütün dünyayı sarsan-korkutan, ekolojik, biyolojik ve atmosferik yaşam koşullarını tahrip eden radyoaktif madde kirliliği, gene enerji ihtiyacının karşılanması sürecinden kaynaklanır. 26 Nisan 1986 tarihindeki Çernobil Santralı kazasında 8000 'den fazla insan ölmüş, bir çok insan sakatlanmış, yüzbinlerce insan yaralanmış ve daha ne tür etki ve zararları olduğu veya olacağı da bilinmemektedir.<br />
<br />
Güneş enerjisi , hiçbir çevre sorunu yaratmayan çok özel bir kaynak olarak yeterli potansiyel ile mevcut ve yaralanılmayı bekler durumdadır. Bunun yeterince kullanılabilmesi, uygun teknolojilerin geliştirilmesi ile mümkün olacaktır. Ancak Türkiye'de ve özelde Güneydoğu Anadolu Bölgesinde, birçok Akdeniz Ülkesinde yaygınca kullanılmakta olan sıcak su üretim sistemleri dahi kullanılmamaktadır. Çevreyi kirletmeyen güneş enerjisi ve benzeri teknolojilerin üretici ve kullanıcı yönünden teşvik edilerek, GAP Bölgesi başta olmak üzere, yaygınlaştırılması ve özellikle konut, toplu konut alanlarında ve şehir gelişme planlarının yapımında güneş mimarisinin de dikkate alınması, çok kısa bir sürede sıcak su üretim sistemlerinin yaygınca kullanımının sağlanması gerekmektedir.<br />
<br />
GAP ile ülkemizde büyük gelişmeler değişiklikler beklenmektedir. Bu projeye, güneş enerjisinden olabildiğince yararlanmak için gerekli hazırlık ve çalışmaların katılması hem enerji hem de temiz çevre bakımından önemli katkılar sağlayabilecektir.<br />
<br />
DUGEM, başta GAP olmak üzere ülkemizin her tarafında bu sonsuz enerji kaynağından bir an evvel ve en iyi şekilde yararlanması için, gerekli etkinlikleri gerçekleştirmeğe çalışacaktır.<br />
<br />
Güneş Kollektörleri<br />
<br />
Bugün Türkiye’de su ısıtma amaçlı 2.5-3 milyon m2 kurulu kollektör alanı olup, yıllık kollektör üretimi 400-500 bin m2 düzeyindedir. Kurulu kollektör alanıyla güneşten kazanılan enerji yılda 120 bin TEP kadardır. Son yıllarda üretilen kollektörlerin üçte biri aşkın bölümünün ihraç edildiği gözlenmektedir. Kollektör sanayinde kaliteli üretimin kontrolu ve desteklenmesi gereklidir. Türkiye’de düz yüzeyli güneş kollektörleri ve güneşli su ısıtma sistemlerine ilişkin standartlar bulunmakla birlikte, teknolojinin hızla gelişmesi nedeniyle, bunların revize edilmesi gerekmektedir.<br />
<br />
Güneşli soğutma teknolojileri, tarımsal ürünlerin ve gıda sanayi ürünlerinin saklanması açısından, ülkemiz için üzerinde durulması gereken bir seçenektir.<br />
<br />
Güneş Mimarisi<br />
<br />
Üzerinde önemle durulması gereken bir konu da, konutların güneş enerjisinden pasif olarak yararlanmaları için ileri malzemelerden yararlanarak yeni çözümler geliştirmek, bu bilgileri yaymak ve uygulanmalarını teşvik etmektir. Konu güneş mimarisi ile bütünleşik bir mühendislik konusu olarak ele alınmalı ve yerleşim alanları ölçeğinde geliştirilmelidir. Güneş mimarisinin başarılı olması için yasaları da kapsayan yeni bir mevzuat hazırlanmalıdır.<br />
<br />
Güneş Enerjisine Dayalı Termik Elektrik Santralları<br />
<br />
Güneş enerjisine dayalı termik elektrik santrallarının büyük güçlerde olanları fosil yakıtlarla (özellikle doğal gazla) entegre çevrimler kapsamında hibrid santral olarak geliştirilmektedir. Teknik ve ekonomik açıdan başarılı ilk uygulaması Amerika Birleşik Devletleri’nde (Luz Santralı, 354 MW) yapılmıştır. Türkiye’nin bu teknolojiyi yakından izlemesi gerekmektedir. Ülkemizde de Güneş-Doğal Gaz Hibrid Termik Santralı kurulması konusunun gündeme alınması ve incelenmesinde yarar görülmektedir.<br />
<br />
Fotovoltaik Sistemler<br />
<br />
Güneş fotovoltaik sistemleri iletişim, trafik sinyalizasyonu, otoyollarda aydınlatma, orman kuleleri, deniz fenerleri, park ve bahçe aydınlatması, şebekeden uzak kırsal unitelerdeki elektrik gereksiniminin karşılanması gibi öncelikli uygulama alanları bulabilirler. Bu sistemler, uzun dönemde birkaç yüz kW’ın üzerindeki üretim birimleri ile ulusal elektrik ağına bağlantılı biçimde de çalışabilirler. Dünyada örnekleri olan bu tür kullanımlar pilot uygulamalarla Türkiye’de de başlatılmalı ve fotovoltaik panellerin ekonomikliğine bağlı biçimde geliştirilmelidir. Fotovoltaik çevrimle güneşten elektrik enerjisi üretiminde kullanılan fotovoltaik panellerin yerli üretimine imkan sağlayacak araştırmalar desteklenmelidir]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Güneş enerjisi ve başlıca yararlanma yöntemleri<br />
<br />
Dünya için sonsuz bir enerji kaynağı kabul edilen güneş' ten, bir yılda dünya' ya aktarılan enerji, dünya' daki mevcut kömür rezervlerinin enerjisinin 150 katından fazladır. Bu temiz ve tükenmez enerji kaynağından olabildiğince yararlanma fikri, son yıllarda ülkemizin de bulunduğu 45° kuzey ve güney enlemleri arasında yer alan ve Güneş Kuşağı denilen ülkeler başta olmak üzere, bütün dünyada ilgi çekmiştir.<br />
<br />
<br />
<br />
Güneş Kollektörleri - Sıcak Su Üretim Sistemleri :<br />
<br />
Evlerde, işyerlerinde-endüstride sıcak su üretiminde kullanılan bu sistemler, güneş enerjisini toplayan düzlem kollektörler, sıcak suların toplandığı depo ve ara bağlantılardan oluşur. Su dolaşımı tabii veya pompalı olabildiği gibi, sistem açık veya kapalı da olabilir. Üretimi, montajı, işletilmesi basit ve ucuz olan bu sistemler bütün dünyada yaygınca kullanılmağa başlanmıştır. Türkiye'de de Akdeniz sahillerinde kullanılmaktadır.<br />
<br />
<br />
<br />
Termal Güneş Santralları :<br />
<br />
Güneş enerjisinden elektrik üreten sistemlerdir. Özellikle İsrail'de bu alanda önemli uygulama ve araştırmalar yapılmaktadır. Dünyanın en büyük güneş enerjisi güç istasyonu ile ileri teknolojik araştırmaları İsrail'de yapılmakta olup, bu ülkede tüketilen toplam enerjinin % 3' ü güneş enerjisinden sağlanmaktadır (1, 2). ABD, Fransa, İtalya, İspanya, Rusya ve Çin'de de pratik olarak enerji üretimine pek katkısı olmayan santrallar mevcuttur (3, 4). Termal güneş santrallarının kurulmasında yer ve meteorolojik parametreler en önemli faktördür. Yıllık yağış, güneşli gün ve saat, hava kirliliği ve diğer bazı meteorolojik parametreler uygun olmalıdır. Örneğin, bu tür santralların bir yere kurulabilmesi için o yerin, yılda ortalama en az 2000 saat güneşlenebilmesi gerekmektedir. Güneydoğu Anadolu Bölgesinde bu değer 3000 saatin üzerindedir(4). Ayrıca, yılda en az 4 saat kesiksiz güneşlenme süresi için minimum 150 gün gereği, Diyarbakır için 8 saat seviyesindedir.<br />
<br />
<br />
<br />
Fotovoltaik Cihazlar-Güneş Pilleri :<br />
<br />
Daha çok küçük çaplı enerji gereksinimleri karşılamak üzere hazırlanan bu sistemler ile ilgili çok önemli araştırmalar sürdürülmektedir. Başta radyolink sistemleri olmak üzere, kent enerji şebekesinden uzaktaki kırsal alanlarda; su pompaları, değişik kontrol ve gözetleme istasyonları, dağ evleri gibi yerlerde kullanılabilmektedirler(4). Özellikle, güneş pilleri ile çalışan taşıtlar-araçlar ile ilgili araştırmalar oldukça yoğunluk kazanmıştır.<br />
<br />
<br />
<br />
· Temiz ve Tükenmez Enerji Kaynağı Olarak Güneş Enerjisinden Yararlanma<br />
<br />
Genel olarak dünyada tüketilen toplam enerjinin % 90 kadarı fosil yakıt olarak bilinen kömür, petrol ve doğal gazdan sağlanmaktadır. Bunların mevcudiyetleri-rezervleri sınırlı olup, gelecek kuşaklara da bırakılma gereği ile birlikte, tükenmelerine fırsat verilmeden yeni kaynakların başlarında yer alan güneş enerjisine yönelme sağlanmalıdır. 1994 yılı itibariyle ABD' de tüketilen toplam enerji ; % 28 kömür, % 39 petrol, % 24 doğal gaz ve % 9 nükleer enerji kaynaklıdır. Avrupa'da ise ; % 22 kömür, % 44 petrol, % 18 doğal gaz ve % 14 nükleer enerji kaynaklıdır. ABD ve Avrupa' da üretilen elektrik sıra ile % 53 ve % 38 oranlarında kömürden sağlanmaktadır(1). Bunların doğadaki sınırlı mevcudiyetleri göz önüne alındığında, temiz ve sonsuz kaynak durumundaki güneşe yönelme bir zorunluluktur.<br />
<br />
<br />
<br />
· Güneş Enerjisi ve Çevre Sorunları<br />
<br />
Ulaşım, ısınma ve endüstriyel işlemler başta olmak üzere değişik faaliyetlerden kaynaklanan ve hava kirletici olarak bilinen ; azot oksitler (NOx), kükürt oksitler(SOx), hidrokarbonlar(HC), karbondioksit(CO2), karbonmonoksit (CO) ve partiküller başlıca fosil yakıtlardan atmosfere karışmakta ve doğal dengeyi bozmaktadır. Hava kirliliği yaratan azot oksit ve hidrokarbonların % 50'si, kükürt oksitlerin ise %90'dan fazlası fosil yakıtlardan kaynaklanmaktadır(5). Bunların uygun tekniklerle yakılmaları-kullanılmaları, özellikle NOx ve SOx oranları bakımından önemli bir sonuç yaratmamaktadır, mümkün olduğunca az kullanılmaları ise, günümüzde çok önem arzetmeğe başlayan hava kirliliğini azaltan-sorunu çözen bir adım olarak değerlendirilmektedir. Karbondioksit, kimyasal olarak sağlığa zararlı olmamakla beraber kısaca, sera etkisi olarak bilinen özeliğinden dolayı dünyadaki sıcaklığın artışına neden olacağı ve çok büyük sorunlar yaratabileceği kabul edilmektedir(5). Güneş enerjisinden yararlanma oranı arttıkça, bu fosil yakıtlardan kaynaklanan çevre sorunları azaltılmış-giderilmiş olacaktır.<br />
<br />
Doğal klimatik koşullara uygun yapı ve kent planlamaları çok önemli enerji tasarrufu sağlayabilir. Mevsimlere göre az veya çok güneş alacak şekilde evlerin projelendirilmesi, konuşlandırılması, diğer meteorolojik parametrelerin de göz önüne alınması gereği, çok iyi anlaşılamamıştır veya bu durumun gereği yapılmamaktadır.<br />
<br />
<br />
<br />
· Türkiye'nin Dünya' daki Yerinin Güneş Enerjisinden Yararlanmaya Elverişliliği<br />
<br />
Türkiye'nin 36-42° kuzey enlemleri arasında bulunması ve güneş enerjisinden yararlanma açısından en elverişsiz konumda bulunan Karadeniz Bölgesinde dahi yıllık güneşlenme süresinin 1966 saat olması ve bu değerin Güneydoğu Anadolu Bölgesinde 3000 saatin üstünde olması, Türkiye ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinin güneş enerjisinden yararlanmasının ne kadar uygun olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.<br />
<br />
<br />
<br />
·Güneydoğu Anadolu Bölgesinin Güneş Enerjisinden Yararlanmaya Elverişliliği<br />
<br />
· Son 60 yılda yıllık ortalama sıcaklık Diyarbakır'da 16° C , Şanlıurfa'da 18° C cıvarlarındadır(6).<br />
<br />
· Son 60 yılda tespit edilen en yüksek sıcaklık 46° C cıvarı ile Diyarbakır ve Şanlıurfa en başta yer almaktadır.<br />
<br />
· Yaklaşık son 50 yılda, yıllık günde ortalama güneşlenme süresi 8 saat üstü ile Antalya, İzmir, Diyarbakır ve Şanlıurfa illeri yer almaktadır.<br />
<br />
· Son 50 yılda yıllık ortalama oransal yüzde nem değeri bakımından Diyarbakır 54, Şanlıurfa 49 ile Türkiye'nin en düşük nem oranlı illeridir.<br />
<br />
· Son 50 yılda yıllık ortalama yağış miktarı bakımından Diyarbakır ve Şanlıurfa alt sıralarda yer almaktadır.<br />
<br />
· Son 60 yıldaki yıllık ortalama yağışlı gün sayısı Diyarbakır'da 88, Şanlıurfa'da 75 gün ile güneş enerjisinden yararlanma açısından oldukça uygun konum ve koşul mevcuttur.<br />
<br />
· Son 60 yılda yıllık ortalama karla örtülü gün sayısı Diyarbakır'da 12, Şanlıurfa'da 3 gün kadardır.<br />
<br />
· Son 60 yılda yıllık ortalama don olayı olabilen gün sayısı Diyarbakır'da 62, Şanlıurfa'da 22 cıvarlarındadır. Erzurum'da bu değer 155, Konya'da 100 cıvarındadır(6).<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Sonuç<br />
<br />
Enerji üretimi ve kullanımı gelişmişliğin en önemli ölçülerinden biridir. Günümüze kadar ve halen, fosil yakıtlar en temel enerji üretim kaynaklarıdır. Gerek bunların rezervlerinin tükenmekte oluşu ve gerekse de bunların kullanımından kaynaklanan çevre sorunları, yeni ve temiz enerji kaynakları arayışını hızlandırmıştır.<br />
<br />
Çevre değerlerini koruma, mevcut çevre sorunlarını giderme ve yeni sorunların oluşmasını engelleme doğrultusundaki faaliyetler oldukça güncelleşmiştir. Çevre sorunları denildiğinde öncelikle hava, su ve toprak kirlilikleri gündeme gelmekle beraber, ozon tabakasındaki incelme, toprak erozyonu, nüfus artışı, iklim değişiklikleri, sanayi atıkları, katı atıklar(çöp), ekolojik değişiklikler, Zirai ilaç ve aşırı gübre kullanımının yarattığı sorunlar, radyasyon ve gürültü kirliliği ve daha birçok etken söz konusu olabilmektedir.<br />
<br />
<br />
<br />
Hava kirliliğinin, temelde enerji ihtiyacının karşılanması sürecinden oluştuğu açıktır. Hava kirlenmesi, havadaki maddelerin insan sağlığına, canlı hayatına ve ekolojik dengeye zararlı olabilecek miktar ve sürede bulunmasıdır. Hava kirletici olarak başlıca beş çeşit madde mevcut olup,bunların partiküller dışında kalan dördü, karbonmonoksit (CO), azot oksitler (NOx), hidrokarbonlar (HC) ve kükürt oksitler (SOx) gaz halindedir. Dünyamızda her yıl milyonlarca ton hava kirletici atmosfere atılmaktadır. Yakma sistemlerinin baca ve egzoslarından çevreye yayılan bu kirleticiler insan sağlığını, tarımsal üretimi, ormanları ve yapıları olumsuz yönde etkilemektedir. Yakma sistemlerinin çevrede oluşturduğu hava kirliliği, yakılan yakıtın türüne-miktarına, yakıt ve yakma sistemi özelliklerine, sistemlerin işletme biçimleri ile topografik ve meteorolojik koşullara bağlıdır.<br />
<br />
Elektrik enerjisi üretim amaçlı nükleer santral kazalarının yarattığı; giderilmesi, önlem alınması çok güç ve bütün dünyayı sarsan-korkutan, ekolojik, biyolojik ve atmosferik yaşam koşullarını tahrip eden radyoaktif madde kirliliği, gene enerji ihtiyacının karşılanması sürecinden kaynaklanır. 26 Nisan 1986 tarihindeki Çernobil Santralı kazasında 8000 'den fazla insan ölmüş, bir çok insan sakatlanmış, yüzbinlerce insan yaralanmış ve daha ne tür etki ve zararları olduğu veya olacağı da bilinmemektedir.<br />
<br />
Güneş enerjisi , hiçbir çevre sorunu yaratmayan çok özel bir kaynak olarak yeterli potansiyel ile mevcut ve yaralanılmayı bekler durumdadır. Bunun yeterince kullanılabilmesi, uygun teknolojilerin geliştirilmesi ile mümkün olacaktır. Ancak Türkiye'de ve özelde Güneydoğu Anadolu Bölgesinde, birçok Akdeniz Ülkesinde yaygınca kullanılmakta olan sıcak su üretim sistemleri dahi kullanılmamaktadır. Çevreyi kirletmeyen güneş enerjisi ve benzeri teknolojilerin üretici ve kullanıcı yönünden teşvik edilerek, GAP Bölgesi başta olmak üzere, yaygınlaştırılması ve özellikle konut, toplu konut alanlarında ve şehir gelişme planlarının yapımında güneş mimarisinin de dikkate alınması, çok kısa bir sürede sıcak su üretim sistemlerinin yaygınca kullanımının sağlanması gerekmektedir.<br />
<br />
GAP ile ülkemizde büyük gelişmeler değişiklikler beklenmektedir. Bu projeye, güneş enerjisinden olabildiğince yararlanmak için gerekli hazırlık ve çalışmaların katılması hem enerji hem de temiz çevre bakımından önemli katkılar sağlayabilecektir.<br />
<br />
DUGEM, başta GAP olmak üzere ülkemizin her tarafında bu sonsuz enerji kaynağından bir an evvel ve en iyi şekilde yararlanması için, gerekli etkinlikleri gerçekleştirmeğe çalışacaktır.<br />
<br />
Güneş Kollektörleri<br />
<br />
Bugün Türkiye’de su ısıtma amaçlı 2.5-3 milyon m2 kurulu kollektör alanı olup, yıllık kollektör üretimi 400-500 bin m2 düzeyindedir. Kurulu kollektör alanıyla güneşten kazanılan enerji yılda 120 bin TEP kadardır. Son yıllarda üretilen kollektörlerin üçte biri aşkın bölümünün ihraç edildiği gözlenmektedir. Kollektör sanayinde kaliteli üretimin kontrolu ve desteklenmesi gereklidir. Türkiye’de düz yüzeyli güneş kollektörleri ve güneşli su ısıtma sistemlerine ilişkin standartlar bulunmakla birlikte, teknolojinin hızla gelişmesi nedeniyle, bunların revize edilmesi gerekmektedir.<br />
<br />
Güneşli soğutma teknolojileri, tarımsal ürünlerin ve gıda sanayi ürünlerinin saklanması açısından, ülkemiz için üzerinde durulması gereken bir seçenektir.<br />
<br />
Güneş Mimarisi<br />
<br />
Üzerinde önemle durulması gereken bir konu da, konutların güneş enerjisinden pasif olarak yararlanmaları için ileri malzemelerden yararlanarak yeni çözümler geliştirmek, bu bilgileri yaymak ve uygulanmalarını teşvik etmektir. Konu güneş mimarisi ile bütünleşik bir mühendislik konusu olarak ele alınmalı ve yerleşim alanları ölçeğinde geliştirilmelidir. Güneş mimarisinin başarılı olması için yasaları da kapsayan yeni bir mevzuat hazırlanmalıdır.<br />
<br />
Güneş Enerjisine Dayalı Termik Elektrik Santralları<br />
<br />
Güneş enerjisine dayalı termik elektrik santrallarının büyük güçlerde olanları fosil yakıtlarla (özellikle doğal gazla) entegre çevrimler kapsamında hibrid santral olarak geliştirilmektedir. Teknik ve ekonomik açıdan başarılı ilk uygulaması Amerika Birleşik Devletleri’nde (Luz Santralı, 354 MW) yapılmıştır. Türkiye’nin bu teknolojiyi yakından izlemesi gerekmektedir. Ülkemizde de Güneş-Doğal Gaz Hibrid Termik Santralı kurulması konusunun gündeme alınması ve incelenmesinde yarar görülmektedir.<br />
<br />
Fotovoltaik Sistemler<br />
<br />
Güneş fotovoltaik sistemleri iletişim, trafik sinyalizasyonu, otoyollarda aydınlatma, orman kuleleri, deniz fenerleri, park ve bahçe aydınlatması, şebekeden uzak kırsal unitelerdeki elektrik gereksiniminin karşılanması gibi öncelikli uygulama alanları bulabilirler. Bu sistemler, uzun dönemde birkaç yüz kW’ın üzerindeki üretim birimleri ile ulusal elektrik ağına bağlantılı biçimde de çalışabilirler. Dünyada örnekleri olan bu tür kullanımlar pilot uygulamalarla Türkiye’de de başlatılmalı ve fotovoltaik panellerin ekonomikliğine bağlı biçimde geliştirilmelidir. Fotovoltaik çevrimle güneşten elektrik enerjisi üretiminde kullanılan fotovoltaik panellerin yerli üretimine imkan sağlayacak araştırmalar desteklenmelidir]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hal Değiştirme]]></title>
			<link>http://www.samimi.net/showthread.php?tid=453</link>
			<pubDate>Wed, 15 Oct 2008 20:39:04 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.samimi.net/showthread.php?tid=453</guid>
			<description><![CDATA[Bir maddenin katı, sıvı ve gaz halleri arasında geçişler yapmasına hal değiştirme denir.<br />
<br />
<br />
Erime: Bir maddenin katı halden sıvı hale geçmesine erime, erimenin meydana geldiği sıcaklığa erime sıcaklığı denir.<br />
<br />
Donma: Bir maddenin sıvı halden katı hale geçmesine donma, donmanın meydana geldiği sıcaklığa donma sıcaklığı denir.<br />
<br />
Kaynama: Bir maddenin sıvı halden gaz hale geçmesine kaynama, kaynamanın meydana geldiği sıcaklığa kaynama sıcaklığı denir. Kaynama ile buharlaşma aynı şey değildir. Buharlaşma her sıcaklıkta olurken kaynama belirli bir sıcaklıkta olur. Kaynama buharlaşmanın en yoğun olduğu andır.<br />
<br />
Yoğunlaşma: Bir maddenin gaz halden sıvı hale geçmesine yoğunlaşma, yoğunlaşmanın meydana geldiği sıcaklığa yoğunlaşma sıcaklığı denir.<br />
<br />
Süblimleşme: bir katının sıvı hale geçmeden gaz hale geçmesine süblimleşme denir. Naftalin ve tuvaletlerde kullanılan katı koku gidericiler buna örnektir.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Hal değiştirme ısısı(L): 1gram maddeyi bir halden başka bir hale geçirmek için ona verilmesi veya ondan alınması gereken ısıdır.<br />
<br />
Eğer madde eriyorsa erime ısısı(Le), kaynıyorsa kaynama ısısı(Lk) adını alır.<br />
<br />
Özısı&copy;: 1 maddenin 1gramının sıcaklığını 1°C değiştirmek için ona verilmesi veya ondan alınması gereken ısıdır.<br />
<br />
Hal değişimi sırasında erime ve kaynama noktalarında bir süre sıcaklık değişmez alınan ısı moleküllerin arasındaki bağları çözmek için harcanır. Bu noktalarda harcanan enerji aşağıdaki gibi hesaplanır.<br />
<br />
Q = m.L<br />
<br />
Q = ısı<br />
m = kütle<br />
L = Bu harlaşma yada erime erime ısı.<br />
<br />
Hal değişiminde yukarıda anlatılan süre dışında harcanan ısı enerjisi miktarı aşağıdaki formül ile hesaplanır.<br />
Q=m.c.Δt<br />
<br />
Q = ısı<br />
m = kütle<br />
c = öz ısı<br />
Δt= sıcaklık değişimi<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Hal Değiştirme İle İlgili Özellikler:<br />
<br />
1. Hal değiştirme süresince sıcaklık sabit kalır.<br />
<br />
2. Bir madde için ;<br />
erime sıcaklığı=donma sıcaklığı<br />
kaynama sıcaklığı=yoğunlaşma sıcaklığı<br />
erime ısısı=donma ısısı<br />
kaynama ısısı=yoğunlaşma ısısı’dır.<br />
<br />
3. Her maddenin belirli bir basınç altında belirli bir erime noktası vardır. Erime sırasında hacmi artan maddeler de donma noktası basıncın artmasıyla artar. Erime sırasında hacmi azalan maddelerin donma noktası basıncın artmasıyla azalır, yani daha düşük sıcaklıklarda donar. Buzun üzerine basıldığında 0°C den daha düşük sıcaklıklarda da erimesi buna örnektir.<br />
<br />
4. Her sıvının belirli bir basınç altında belirli bir kaynama noktası vardır. Basınç azaldıkça kaynama noktası düşer. Çünkü kaynama buhar basıncı ile dış ortam basıncın eşitlendiği anda başlar. Yükseklere çıkıldıkça atmosfer basıncı azaldığından kaynama noktası düşer.<br />
<br />
5. Isı çoğaldıkça buharlaşma kolaylaşır.<br />
<br />
6. Hava akımı buharlaşmayı kolaylaştırır.<br />
<br />
7. Sıvı yüzeyi genişledikçe buharlaşma kolaylaşır.<br />
<br />
8. Basınç azaldıkça buharlaşma kolaylaşır.<br />
<br />
9. Erime, donma, kaynama, yoğunlaşma sıcaklıkları, özısı, hal değiştirme ısıları maddenin ayırt edici özelliklerindendir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bir maddenin katı, sıvı ve gaz halleri arasında geçişler yapmasına hal değiştirme denir.<br />
<br />
<br />
Erime: Bir maddenin katı halden sıvı hale geçmesine erime, erimenin meydana geldiği sıcaklığa erime sıcaklığı denir.<br />
<br />
Donma: Bir maddenin sıvı halden katı hale geçmesine donma, donmanın meydana geldiği sıcaklığa donma sıcaklığı denir.<br />
<br />
Kaynama: Bir maddenin sıvı halden gaz hale geçmesine kaynama, kaynamanın meydana geldiği sıcaklığa kaynama sıcaklığı denir. Kaynama ile buharlaşma aynı şey değildir. Buharlaşma her sıcaklıkta olurken kaynama belirli bir sıcaklıkta olur. Kaynama buharlaşmanın en yoğun olduğu andır.<br />
<br />
Yoğunlaşma: Bir maddenin gaz halden sıvı hale geçmesine yoğunlaşma, yoğunlaşmanın meydana geldiği sıcaklığa yoğunlaşma sıcaklığı denir.<br />
<br />
Süblimleşme: bir katının sıvı hale geçmeden gaz hale geçmesine süblimleşme denir. Naftalin ve tuvaletlerde kullanılan katı koku gidericiler buna örnektir.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Hal değiştirme ısısı(L): 1gram maddeyi bir halden başka bir hale geçirmek için ona verilmesi veya ondan alınması gereken ısıdır.<br />
<br />
Eğer madde eriyorsa erime ısısı(Le), kaynıyorsa kaynama ısısı(Lk) adını alır.<br />
<br />
Özısı&copy;: 1 maddenin 1gramının sıcaklığını 1°C değiştirmek için ona verilmesi veya ondan alınması gereken ısıdır.<br />
<br />
Hal değişimi sırasında erime ve kaynama noktalarında bir süre sıcaklık değişmez alınan ısı moleküllerin arasındaki bağları çözmek için harcanır. Bu noktalarda harcanan enerji aşağıdaki gibi hesaplanır.<br />
<br />
Q = m.L<br />
<br />
Q = ısı<br />
m = kütle<br />
L = Bu harlaşma yada erime erime ısı.<br />
<br />
Hal değişiminde yukarıda anlatılan süre dışında harcanan ısı enerjisi miktarı aşağıdaki formül ile hesaplanır.<br />
Q=m.c.Δt<br />
<br />
Q = ısı<br />
m = kütle<br />
c = öz ısı<br />
Δt= sıcaklık değişimi<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Hal Değiştirme İle İlgili Özellikler:<br />
<br />
1. Hal değiştirme süresince sıcaklık sabit kalır.<br />
<br />
2. Bir madde için ;<br />
erime sıcaklığı=donma sıcaklığı<br />
kaynama sıcaklığı=yoğunlaşma sıcaklığı<br />
erime ısısı=donma ısısı<br />
kaynama ısısı=yoğunlaşma ısısı’dır.<br />
<br />
3. Her maddenin belirli bir basınç altında belirli bir erime noktası vardır. Erime sırasında hacmi artan maddeler de donma noktası basıncın artmasıyla artar. Erime sırasında hacmi azalan maddelerin donma noktası basıncın artmasıyla azalır, yani daha düşük sıcaklıklarda donar. Buzun üzerine basıldığında 0°C den daha düşük sıcaklıklarda da erimesi buna örnektir.<br />
<br />
4. Her sıvının belirli bir basınç altında belirli bir kaynama noktası vardır. Basınç azaldıkça kaynama noktası düşer. Çünkü kaynama buhar basıncı ile dış ortam basıncın eşitlendiği anda başlar. Yükseklere çıkıldıkça atmosfer basıncı azaldığından kaynama noktası düşer.<br />
<br />
5. Isı çoğaldıkça buharlaşma kolaylaşır.<br />
<br />
6. Hava akımı buharlaşmayı kolaylaştırır.<br />
<br />
7. Sıvı yüzeyi genişledikçe buharlaşma kolaylaşır.<br />
<br />
8. Basınç azaldıkça buharlaşma kolaylaşır.<br />
<br />
9. Erime, donma, kaynama, yoğunlaşma sıcaklıkları, özısı, hal değiştirme ısıları maddenin ayırt edici özelliklerindendir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kuvvetlerin Bileşkesi]]></title>
			<link>http://www.samimi.net/showthread.php?tid=452</link>
			<pubDate>Wed, 15 Oct 2008 20:38:11 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.samimi.net/showthread.php?tid=452</guid>
			<description><![CDATA[Fenbilgisi derslrimizde kullandığımız büyüklükler skaler ve vektörel olmak üzere ikiye ayrılır.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Skaler büyüklüklere örnek olarak kütle,zaman sıcaklık ve yoğunluğu gösterebiliriz.Örneklerdende anlaşıldığı gibi skaler büyüklükler sadece sayısal değerlerle belirtilir.Yer değiştirme hız,ivme ve kuvvet gibi büyüklükler sadece sayısal değerle gösterilirse tam olarak belirlenemez.Bunları ifade edebilmek için sayısal değerlerin yanında yönlerinide bilinmesi gerekir.Böyle büyüklüklere,vektörel büyüklüklerdenir.<br />
<br />
<br />
<br />
Vektör bir ucu yönlendirilmiş doğru parçasıdır.<br />
<br />
<br />
Vektörü temsil eden okun uzunluğu gösterdiği büyüklüğün sayısal değeri ile orantılıdır.Okun ucu yönü gösterir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Fenbilgisi derslrimizde kullandığımız büyüklükler skaler ve vektörel olmak üzere ikiye ayrılır.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Skaler büyüklüklere örnek olarak kütle,zaman sıcaklık ve yoğunluğu gösterebiliriz.Örneklerdende anlaşıldığı gibi skaler büyüklükler sadece sayısal değerlerle belirtilir.Yer değiştirme hız,ivme ve kuvvet gibi büyüklükler sadece sayısal değerle gösterilirse tam olarak belirlenemez.Bunları ifade edebilmek için sayısal değerlerin yanında yönlerinide bilinmesi gerekir.Böyle büyüklüklere,vektörel büyüklüklerdenir.<br />
<br />
<br />
<br />
Vektör bir ucu yönlendirilmiş doğru parçasıdır.<br />
<br />
<br />
Vektörü temsil eden okun uzunluğu gösterdiği büyüklüğün sayısal değeri ile orantılıdır.Okun ucu yönü gösterir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sürtünme Kuvveti]]></title>
			<link>http://www.samimi.net/showthread.php?tid=451</link>
			<pubDate>Wed, 15 Oct 2008 20:37:31 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.samimi.net/showthread.php?tid=451</guid>
			<description><![CDATA[Ayağınız kaydığında sendeler yada yere düşersiniz.Kayma her yerde gerçekleşmez.Tecrübelerimizden hangi yüzeylerin kaygan olduğunu bilriz.Islak zemin kuru zeminden daha kaygandır.Yerde gördüğümüz bir muz kabuğuna kimse bilerek basmaz.<br />
<br />
<br />
<br />
Yerde sürükleyerek götürmek istediğimiz cisimleri kayğan zemilerde daha kolaysürükleriz.<br />
<font color="red"> Resimleri, Linkleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir. <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> <br />
<br />
Hareketli cisimlerin hareket ettikleri yüzey ile aralarında hareketi engelleyen bir etki vardır.Hareketi <br />
<br />
<font color="red"> Resimleri, Linkleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir. <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> <br />
<br />
<br />
engeleyen bu etkiye<br />
sürtünme kuvvetinin yönü hareket ile terstir.Zaten cisimlerin bir yüzeyde hareket etmeleri için hareketi sağlayan kuvvetin sürtünme kuvvetinden büyük olması gerkir.<br />
<br />
<br />
<br />
Sürtünme kuvvetinin büyüklüğünün hangi faktörlere bağlı olduğunu deneyler yaparak öğrenelim.<br />
<br />
<br />
<br />
Sürtünme Kuvvettinin Olumlu ve Olumsuz Etkileri<br />
<br />
<br />
<br />
Cismlerin bulundukları yerde hareket etmeden durmaları sürtünme kuvveti sayesindedir.Hareketlilerde sürtünme kuvveti olmasaydı istendiği zaman durulamazdı.Bizde yürürken duramazdık.Bu durum çarpışma ve kazalara neden olurdu.<br />
<br />
<br />
<br />
Buz veya kar üzerinde sürtünme kuvvetti azdır.Bu nedenle kış mevsiminde ayakkabıların altlarının pürüslü olması tercih edilir.Otomobillerin kaymalarını önlemek içnde zincir takılır.<br />
<br />
<br />
<br />
Makina parçaları hareket ederken bir birine sürtünür.Sürtünmeden dolayı parçalar yıpranır.<br />
<br />
<br />
<br />
Cisimlerin ağırlığı büyük olur sürtünmeden dolayı onları hareket ettirmek için daha fazla enerji gerekir.<br />
<br />
<br />
<br />
Yukarda anlatılan sürtünmenin olumlu ve olumsuz etkilerini azlalt için bir takım önlenler alınır.<br />
<br />
<br />
Araba motorunun rahat çalışması veya sürtünmeyi azaltmak için parçalar yağlanır.Tekerleklerin rahatça dönmesi için bilye kullanılır.<br />
<br />
<br />
<br />
Trenlerin tekerlekleri demirdir.Raylarda demir olduğundan sürtünme azdır.Bu nedenle kamyondan daha büyük olan vagonların daha az enerjin harcayarak hareketi sağlanır.Ancak durması gerektiğinde sürtünmenini artması gerekir bu nedenle tekerlek ile ray arasında kum püskürtülerek kolayca durması sağlanır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Ayağınız kaydığında sendeler yada yere düşersiniz.Kayma her yerde gerçekleşmez.Tecrübelerimizden hangi yüzeylerin kaygan olduğunu bilriz.Islak zemin kuru zeminden daha kaygandır.Yerde gördüğümüz bir muz kabuğuna kimse bilerek basmaz.<br />
<br />
<br />
<br />
Yerde sürükleyerek götürmek istediğimiz cisimleri kayğan zemilerde daha kolaysürükleriz.<br />
<font color="red"> Resimleri, Linkleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir. <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> <br />
<br />
Hareketli cisimlerin hareket ettikleri yüzey ile aralarında hareketi engelleyen bir etki vardır.Hareketi <br />
<br />
<font color="red"> Resimleri, Linkleri ve İçeriği görüntüleyebilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir. <a href="member.php?action=register"><strong>Üye değilseniz buraya tıklayıp üye olabilirsiniz.</font></strong></a> <br />
<br />
<br />
engeleyen bu etkiye<br />
sürtünme kuvvetinin yönü hareket ile terstir.Zaten cisimlerin bir yüzeyde hareket etmeleri için hareketi sağlayan kuvvetin sürtünme kuvvetinden büyük olması gerkir.<br />
<br />
<br />
<br />
Sürtünme kuvvetinin büyüklüğünün hangi faktörlere bağlı olduğunu deneyler yaparak öğrenelim.<br />
<br />
<br />
<br />
Sürtünme Kuvvettinin Olumlu ve Olumsuz Etkileri<br />
<br />
<br />
<br />
Cismlerin bulundukları yerde hareket etmeden durmaları sürtünme kuvveti sayesindedir.Hareketlilerde sürtünme kuvveti olmasaydı istendiği zaman durulamazdı.Bizde yürürken duramazdık.Bu durum çarpışma ve kazalara neden olurdu.<br />
<br />
<br />
<br />
Buz veya kar üzerinde sürtünme kuvvetti azdır.Bu nedenle kış mevsiminde ayakkabıların altlarının pürüslü olması tercih edilir.Otomobillerin kaymalarını önlemek içnde zincir takılır.<br />
<br />
<br />
<br />
Makina parçaları hareket ederken bir birine sürtünür.Sürtünmeden dolayı parçalar yıpranır.<br />
<br />
<br />
<br />
Cisimlerin ağırlığı büyük olur sürtünmeden dolayı onları hareket ettirmek için daha fazla enerji gerekir.<br />
<br />
<br />
<br />
Yukarda anlatılan sürtünmenin olumlu ve olumsuz etkilerini azlalt için bir takım önlenler alınır.<br />
<br />
<br />
Araba motorunun rahat çalışması veya sürtünmeyi azaltmak için parçalar yağlanır.Tekerleklerin rahatça dönmesi için bilye kullanılır.<br />
<br />
<br />
<br />
Trenlerin tekerlekleri demirdir.Raylarda demir olduğundan sürtünme azdır.Bu nedenle kamyondan daha büyük olan vagonların daha az enerjin harcayarak hareketi sağlanır.Ancak durması gerektiğinde sürtünmenini artması gerekir bu nedenle tekerlek ile ray arasında kum püskürtülerek kolayca durması sağlanır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Standart  Serbest Düşme ve Yer çekimi]]></title>
			<link>http://www.samimi.net/showthread.php?tid=449</link>
			<pubDate>Wed, 15 Oct 2008 19:18:41 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.samimi.net/showthread.php?tid=449</guid>
			<description><![CDATA[Silginizi yerden yüksekte bir noktadan serbest bırakınız.Hızlanarak yere düştüğünü görürsünüz.Silginin yere doğru hızlanarak düşmesi yer tarafından çekilmesinden ileri gelir.Serbest bırakılan bir cismin yere düşmesinin açıklanması,Newtonun genel çekim kanunu ile mümkün olmuştur.<br />
<br />
<br />
<br />
İngiliz bilim adamı Newtonun kütle çekim kanunu şöyle ifade edebiliriz.;<br />
<br />
<br />
<br />
Kütleleri M1 ve M2 olan iki cisim birbirine kütlelerinin çarpımıyla doğru oratılı ve aralarındaki uzaklığın karesiyle ters orantılı bir kuvvetle çeker.<br />
<br />
br&gt;<br />
Bu kuvveti formül ile gösterecek olursak ;<br />
<br />
<br />
<br />
F = G . M1 . M2<br />
<br />
M1=birinci cismin kütlesi<br />
<br />
M2=ikinci cismin kütlesi<br />
<br />
r=iki kütle arasındaki uzaklık<br />
<br />
G=Genel çekim sabiti<br />
<br />
<br />
<br />
&lt;H3&gt;Cisimlerin yere doğru çekilmesinin nedeni kütle çekim kuvvetidirDünyanın üzerinde bulunan maddelere uyguladığı bu çekim ağırlığını verir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Silginizi yerden yüksekte bir noktadan serbest bırakınız.Hızlanarak yere düştüğünü görürsünüz.Silginin yere doğru hızlanarak düşmesi yer tarafından çekilmesinden ileri gelir.Serbest bırakılan bir cismin yere düşmesinin açıklanması,Newtonun genel çekim kanunu ile mümkün olmuştur.<br />
<br />
<br />
<br />
İngiliz bilim adamı Newtonun kütle çekim kanunu şöyle ifade edebiliriz.;<br />
<br />
<br />
<br />
Kütleleri M1 ve M2 olan iki cisim birbirine kütlelerinin çarpımıyla doğru oratılı ve aralarındaki uzaklığın karesiyle ters orantılı bir kuvvetle çeker.<br />
<br />
br&gt;<br />
Bu kuvveti formül ile gösterecek olursak ;<br />
<br />
<br />
<br />
F = G . M1 . M2<br />
<br />
M1=birinci cismin kütlesi<br />
<br />
M2=ikinci cismin kütlesi<br />
<br />
r=iki kütle arasındaki uzaklık<br />
<br />
G=Genel çekim sabiti<br />
<br />
<br />
<br />
&lt;H3&gt;Cisimlerin yere doğru çekilmesinin nedeni kütle çekim kuvvetidirDünyanın üzerinde bulunan maddelere uyguladığı bu çekim ağırlığını verir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ELEKTRİK ve ELEKTROMANYETİZMA]]></title>
			<link>http://www.samimi.net/showthread.php?tid=448</link>
			<pubDate>Wed, 15 Oct 2008 19:18:13 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.samimi.net/showthread.php?tid=448</guid>
			<description><![CDATA[Elektriğin, Thales’den daha önce insanlar tarafından bilindiği bir gerçektir. Bunu, şu üç nedene dayandırabiliriz:<br />
<br />
Bir kumaş parçasına sürülen kehribarın saman veya hafif cisimleri çekmesi<br />
<br />
Şimşek çakması<br />
<br />
Elektrikli torpido balığının varlığı<br />
<br />
Yukarıdaki olayların arasındaki ilişki ilk kez, W. Gilbert tarafından XVI. y.y ’da ortaya konuldu. O, metalik olmayan maddelerin, birbirini elektriksel çekme özelliği gösterenlerini listelemiş ve bu maddelere elektrikli ve yüklü nitelemesinde bulunmuştur. Gilbert, pek çok kez bu cisimlerin birbirlerini ittiğini deneysel olarak görmesine rağmen, itme olayını açıklayamadığı için bu etkileşimi görmezlikten gelmiştir. Ondan sonra gelen deneyciler, bu itme kuvvetini deneysel olarak incelemiştir. Bunların başında Magdeberg Yarımküreleri deneyiyle Otto von Guericke gelir. Bu deney, bir eksene geçirilmiş kükürtten topun çevrilmesiyle beraber buna dokunulması halinde elektrik kıvılcımlarının çıktığını gösterir. Statik elektriğin elde edilmesi bu deneyle gösterilmiştir.<br />
<br />
XVIII. y.y ’ ın başlarında İngiliz deneyci S. Gray ; 650 ft. (~200 m.)’ den uzun olan nemli bir ip boyunca elektrik yükünün iletimini gerçekleştirdi. Ayrıca elektriksel çekme kuvvetinin metal bir nesneden diğer bir cisme aktarılabileceğini gösterdi. Hemen hemen ayni zamanda; Fransız C. Dufay, yalnızca iki tür elektriklenmenin olabileceğini ortaya koydu. Buna göre; farklı yükler birbirini çekerken ayni yükler birbirini iterdi. Bu, ayni zamanda kapsamlı ilk elektrik teorisiydi. Dufay’ ın teorisini geliştiren B. Franklin, farklı iki elektrik türüne pozitif ve negatif adlarını verir. Elektriğin akıcı nitelikte olduğunu öne süren Franklin; teorisinde, yük hareketinin yönünün pozitiften negatife doğru olduğunu ve bu hareketin, pozitif yüklerin yer değiştirmesiyle meydana geldiğini ortaya koyar. Bu teoriler oluşturulurken bir yandan da pil yapımı ve elektriğin depolanması ile ilgili çalışmalar ilerler. Leyden şişesinin yapılmasıyla ilk kez elektrik depo edilirken bir İtalyan tıpçı olan L. Galvani 1786’ da değişik metaller kullanarak kurbağanın iç organlarının incelenmesi sırasında; kurbağanın bacak kaslarının kasıldığını gözlemler. Galvani’ nin sonuçlarını duyan A. Volta, birkaç yıl sonra bu olayın iki farklı metalden kaynaklandığı sonucuna ulaşır. Yaptığı deneylerde iki adet çeşitli cinste metal alarak bunların arasına değişik sıvılar koyar. Elde ettiği sonuçlardan hareketle 1800 yılında elektrik pilini icat eder. Öte yandan A. Coulomb, kendi buluşu olan burulma terazisi‘ ni kullanarak yüklü cisimler arasındaki elektrik kuvvetlerini nicel olarak ölçer. Sonuçta, elektriksel kuvvetin bir ters kare kuvvet olduğunu bulur.Bu iki elektirksel yük arasındaki elektriksel kuvveti Coulomb Kuvvet'i olarak adlandırılır.<br />
<br />
Elektrik ve manyetizma arasındaki ilişki Danimarkalı bilim adamı H. Oersted’ in, bir gösteri deneyi sırasında üzerinden elektrik akımı geçen telin, yakınındaki pusulayı saptırdığını bulmasıyla 1819’ da açığa çıktı. Bundan birkaç yıl sonra Alman fizikçi G. S. Ohm, bir tele uygulanan gerilim ile o telden geçen akım arasında bir bağıntı olduğunu bulur. Gerilimin telden geçen akıma oranına o telin direnci adını verir. Bu arada Oersted’ in gözlemlediği elektromanyetik olay; J. B. Biot, F. Savart ve A. M. Ampére tarafından matematiksel olarak ifade edilir. Yine ayni yıllarda M. Faraday ve J. Henry, elektrik akımı ile manyetizma arasındaki başka ilişkileri gösterdiler. Bir devrenin yakınında bulunan bir mıknatısı hareket ettirerek yada başka bir devredeki akımı değiştirerek o devrede elektrik akımı oluşturdular. Bu çalışmalar, ilk elektrik motorunun yapımıyla sonuçlandı. Yine, Faraday manyetik alanın varlığını mıknatıs etrafında toplanan demir tozlarının şekillenimi yardımıyla ispatladı. Ancak elektrik ile manyetizma arasındaki nihai ilişki en açık dille J. C. Maxwell tarafından 1873’ te gösterilir. Maxwell’ in ortaya attığı denklemler, ışığın yapısını ve boşluktaki yayılımını açıklarken, ayni zamanda havada elektromanyetik dalgaların nasıl bir yerden bir yere aktarılabileceğini de ortaya koyuyordu. Nitekim; R. Hertz 1888’ de elektromanyetik dalgaları laboratuarda oluşturarak Maxwell’ in öngörülerini doğruladı. Basit bir verici devresinde oluşturulan elektrik kıvılcımları, aralarında hiçbir bağlantı olmadan alıcı devrede elde edildi. Çok geçmeden, 1890 yılında Markoni, ilk radyoyu yapar ve Hertz’ in bu buluşunun haberleşmedeki önemi gösterilmiş olur. Bugün günlük yaşantımızdan uzay çalışmalarına kadar pek çok alanda buluş kullanılmaktadır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Elektriğin, Thales’den daha önce insanlar tarafından bilindiği bir gerçektir. Bunu, şu üç nedene dayandırabiliriz:<br />
<br />
Bir kumaş parçasına sürülen kehribarın saman veya hafif cisimleri çekmesi<br />
<br />
Şimşek çakması<br />
<br />
Elektrikli torpido balığının varlığı<br />
<br />
Yukarıdaki olayların arasındaki ilişki ilk kez, W. Gilbert tarafından XVI. y.y ’da ortaya konuldu. O, metalik olmayan maddelerin, birbirini elektriksel çekme özelliği gösterenlerini listelemiş ve bu maddelere elektrikli ve yüklü nitelemesinde bulunmuştur. Gilbert, pek çok kez bu cisimlerin birbirlerini ittiğini deneysel olarak görmesine rağmen, itme olayını açıklayamadığı için bu etkileşimi görmezlikten gelmiştir. Ondan sonra gelen deneyciler, bu itme kuvvetini deneysel olarak incelemiştir. Bunların başında Magdeberg Yarımküreleri deneyiyle Otto von Guericke gelir. Bu deney, bir eksene geçirilmiş kükürtten topun çevrilmesiyle beraber buna dokunulması halinde elektrik kıvılcımlarının çıktığını gösterir. Statik elektriğin elde edilmesi bu deneyle gösterilmiştir.<br />
<br />
XVIII. y.y ’ ın başlarında İngiliz deneyci S. Gray ; 650 ft. (~200 m.)’ den uzun olan nemli bir ip boyunca elektrik yükünün iletimini gerçekleştirdi. Ayrıca elektriksel çekme kuvvetinin metal bir nesneden diğer bir cisme aktarılabileceğini gösterdi. Hemen hemen ayni zamanda; Fransız C. Dufay, yalnızca iki tür elektriklenmenin olabileceğini ortaya koydu. Buna göre; farklı yükler birbirini çekerken ayni yükler birbirini iterdi. Bu, ayni zamanda kapsamlı ilk elektrik teorisiydi. Dufay’ ın teorisini geliştiren B. Franklin, farklı iki elektrik türüne pozitif ve negatif adlarını verir. Elektriğin akıcı nitelikte olduğunu öne süren Franklin; teorisinde, yük hareketinin yönünün pozitiften negatife doğru olduğunu ve bu hareketin, pozitif yüklerin yer değiştirmesiyle meydana geldiğini ortaya koyar. Bu teoriler oluşturulurken bir yandan da pil yapımı ve elektriğin depolanması ile ilgili çalışmalar ilerler. Leyden şişesinin yapılmasıyla ilk kez elektrik depo edilirken bir İtalyan tıpçı olan L. Galvani 1786’ da değişik metaller kullanarak kurbağanın iç organlarının incelenmesi sırasında; kurbağanın bacak kaslarının kasıldığını gözlemler. Galvani’ nin sonuçlarını duyan A. Volta, birkaç yıl sonra bu olayın iki farklı metalden kaynaklandığı sonucuna ulaşır. Yaptığı deneylerde iki adet çeşitli cinste metal alarak bunların arasına değişik sıvılar koyar. Elde ettiği sonuçlardan hareketle 1800 yılında elektrik pilini icat eder. Öte yandan A. Coulomb, kendi buluşu olan burulma terazisi‘ ni kullanarak yüklü cisimler arasındaki elektrik kuvvetlerini nicel olarak ölçer. Sonuçta, elektriksel kuvvetin bir ters kare kuvvet olduğunu bulur.Bu iki elektirksel yük arasındaki elektriksel kuvveti Coulomb Kuvvet'i olarak adlandırılır.<br />
<br />
Elektrik ve manyetizma arasındaki ilişki Danimarkalı bilim adamı H. Oersted’ in, bir gösteri deneyi sırasında üzerinden elektrik akımı geçen telin, yakınındaki pusulayı saptırdığını bulmasıyla 1819’ da açığa çıktı. Bundan birkaç yıl sonra Alman fizikçi G. S. Ohm, bir tele uygulanan gerilim ile o telden geçen akım arasında bir bağıntı olduğunu bulur. Gerilimin telden geçen akıma oranına o telin direnci adını verir. Bu arada Oersted’ in gözlemlediği elektromanyetik olay; J. B. Biot, F. Savart ve A. M. Ampére tarafından matematiksel olarak ifade edilir. Yine ayni yıllarda M. Faraday ve J. Henry, elektrik akımı ile manyetizma arasındaki başka ilişkileri gösterdiler. Bir devrenin yakınında bulunan bir mıknatısı hareket ettirerek yada başka bir devredeki akımı değiştirerek o devrede elektrik akımı oluşturdular. Bu çalışmalar, ilk elektrik motorunun yapımıyla sonuçlandı. Yine, Faraday manyetik alanın varlığını mıknatıs etrafında toplanan demir tozlarının şekillenimi yardımıyla ispatladı. Ancak elektrik ile manyetizma arasındaki nihai ilişki en açık dille J. C. Maxwell tarafından 1873’ te gösterilir. Maxwell’ in ortaya attığı denklemler, ışığın yapısını ve boşluktaki yayılımını açıklarken, ayni zamanda havada elektromanyetik dalgaların nasıl bir yerden bir yere aktarılabileceğini de ortaya koyuyordu. Nitekim; R. Hertz 1888’ de elektromanyetik dalgaları laboratuarda oluşturarak Maxwell’ in öngörülerini doğruladı. Basit bir verici devresinde oluşturulan elektrik kıvılcımları, aralarında hiçbir bağlantı olmadan alıcı devrede elde edildi. Çok geçmeden, 1890 yılında Markoni, ilk radyoyu yapar ve Hertz’ in bu buluşunun haberleşmedeki önemi gösterilmiş olur. Bugün günlük yaşantımızdan uzay çalışmalarına kadar pek çok alanda buluş kullanılmaktadır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Dalga Hareketi]]></title>
			<link>http://www.samimi.net/showthread.php?tid=447</link>
			<pubDate>Wed, 15 Oct 2008 19:17:27 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.samimi.net/showthread.php?tid=447</guid>
			<description><![CDATA[Dalgalar etrafımızda çok sık rastladığımız doğa olaylarıdır. Örneğin, su dalgaları, ses dalgaları, yay dalgaları, Radyo dalgaları.... Dalga hareketinin en önemli özelliği dalgalar yerdeğiştirirken ortamın yerdeğiştirmemesidir. Mesela su dalgalarında, dalga ilerlerken su yüzeyindeki moleküller salınım hareketi yapar. Periyodik dalgalar eşit zaman aralıklarında üretilen dalgalardır. Örneğin, parmağımızı 2 saniyede bir suya batırırsak periyodu 2 sn olan periyodik dalgalar üretmiş oluruz. 2 s de bir dalga üretiyorsak 1 s de 0.5 dalga üretmiş oluruz. Buradaki 0.5 dalgaların frekansıdır. O halde frekans periyodun çarpmaya göre tersidir. (f=1/T)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Dalgalar etrafımızda çok sık rastladığımız doğa olaylarıdır. Örneğin, su dalgaları, ses dalgaları, yay dalgaları, Radyo dalgaları.... Dalga hareketinin en önemli özelliği dalgalar yerdeğiştirirken ortamın yerdeğiştirmemesidir. Mesela su dalgalarında, dalga ilerlerken su yüzeyindeki moleküller salınım hareketi yapar. Periyodik dalgalar eşit zaman aralıklarında üretilen dalgalardır. Örneğin, parmağımızı 2 saniyede bir suya batırırsak periyodu 2 sn olan periyodik dalgalar üretmiş oluruz. 2 s de bir dalga üretiyorsak 1 s de 0.5 dalga üretmiş oluruz. Buradaki 0.5 dalgaların frekansıdır. O halde frekans periyodun çarpmaya göre tersidir. (f=1/T)]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>