Kategori arşivi: Mevlana’dan Sözler

İlla Edep, illa Edep!!

Edep iledir nizâm-ı âlem

Edep iledir kemâl-i âdem.

Edep bir tâc imiş nûr-ı Hüdâdan

Giy ol tâcı emin ol her belâdan.

İlim meclislerinde aradım kıldım talep

İlim geride kaldı illâ edep illâ edep.

 

Kudret-i Hakka nazar kıl revnak-ı ezhara bak,
Hâb-ı gafletten uyanup zıynet-i eşcara bak.

 

Dehr bir bâzârdır her kim metâın arz eder

Ehl-i dünyâ sîm ü zer ehl-i hüner fazl u kemâl.

 

Sezâ-yı tîğ olur haddi tecâvüz eyleyen mûlar

Anın’çün tîğdan âzâdedir müjganla ebrûlar.

 

Kim ki kaldı ikilikde yâr değil

Yoğa saygil sen anı kim var değil.

 

Şemseddin Sivasî Hz.’nin “olmadan” redifli gazeli

Şu şahane şah beyte(bercesteye) aşina olmayanımız yoktur:

Sür çıkar ağyârı dilden tâ tecellî ede Hakk
Pâdişâh konmaz saraya, hâne mamûr olmadan 


Himmetlerinin üzerimizde hazır bulunması temennisiyle Şemseddin Sivasî Hz.’nin bu beytini de içeren gazelini paylaşmak istedim:

Vâsıl olmaz kimse Hakk’a cümleden dûr olmadan
Kenz açılmaz şol gönülde tâ ki pürnûr olmadan 

Sür çıkar ağyârı dilden tâ tecellî ede Hakk
Pâdişâh konmaz saraya, hâne mamûr olmadan 

Hakk cemalin Kâbe’sini kıldı âşıklar tavaf
Yerde Kâbe, gökyüzünde Beyt-i mamûr olmadan 

Mest olanların kelâmı kendiden gelmez veli
Ya niçin söyler Ene’l-Hak, kişi Mansûr olmadan?

Mest olup meydane geldim ta ezelden ta ebed
İçmişem aşkın şarabın âb-ı engûr olmadan

“Mûtû kable en temûtû” sırrına mazhar olan
Haşr-ü neşri bunda gördü nefha-i sûr olmadan

Âşıkın çok derdi amma sırrın izhâr eylemez
Söylemesi terk-i edeb çünki destûr olmadan

Bir acaîb derde düşmüş tutuşur Şemsî müdâm
Hakk’a makbûl olmak ister, halka menfûr olmadan

Şemseddin Sivasî Hz.

(haşr ü neşr: Mahşer günü ölülerin diriltilerek toplanması ve dağıtılmaları
Beyt-i Mamûr: İslâm inancına göre yedinci kat semâda bulunan ve Kâbe’nin izdüşümünde olup meleklere kıble ve tavaf mekânı olan kutsal binâ
dûr: uzak
kenz: hazine
pürnûr: nurla dolu
ağyar: gayrısı
dil: gönül
veli: fakat
âb-ı engûr: üzüm suyu, şarap
nefha-i sûr: sûrun üfürülmesi
izhâr: açığa çıkarma, belli etme,gösterme
destûr: izin
müdâm: devamlı, her daim
menfûr: nefret edilen)
Bir arkadaşım bu gazeli günümüz Türkçesi’yle de yazabilir misin diye rica etmişti. Tasavvufî derinliği olan bu gazeli benim gibi ehil olmayan birinin yorumlaması doğru değil. Yine de gazelin lafzına bakarak anladığım şekliyle yazmaya çalıştım. Belki birilerine faydalı olur ya da yanlış yorumladığım yerlerin düzeltilmesine vesile olur:

1. Her şeyden uzak olmadıkça kişi Hakk’a vasıl olamaz
Gönül pürnûr olmadıkça da hazine(kenz) açılmaz

(Burada “kenz-i mahfî” diye de bilinen kutsî hadis’e atıf yapılmış olabilir. “Ben gizli bir hazine idim, bilinmek istedim ve kâinatı yarattım”)

2. Gönülden Allah’tan gayrısını çıkar ki Hakk tecelli etsin
Hâne mamûr olmaz ise padişah saraya teşrif etmez

3. Daha yerde Kâbe ve gökyüzünde Beyt-i Mamûr yok iken
Hakk cemâlinin Kâbe’sini aşıklar tavaf etmiştir

(Beyt-i Mâmur: İslâm inancına göre yedinci kat semâda bulunduğuna ve Kâbe’nin izdüşümünde olup meleklere kıble ve tavaf mekânı olduğuna inanılan kutsal binâ)

4. Mest olanların sözlerine bakıp aldanma, o sözler kendi sözleri değildir
Öyleyse bir kişi Hallac-ı Mansûr olmadan neden “Ben Hakk’ım” der?

5. Mest olup meydana geldim ezelden ebede kadar
Daha üzüm şarabı olmazdan evvel aşkın şarabından içmişim

6. “Ölmeden evvel ölünüz” hadis-i şerîfindeki sırra mazhar olanlar
Mahşer günü ölülerin diriltilip dağıtılmalarını Sûr’a üflenmeden önce bu sırda görmüşlerdir.

7. Âşıkın derdi çoktur amma sırrını açığa vurmaz
Çünkü destûr olmadan bu sırrı açıklaması edepsizliktir

8. Bu Şemseddin bir acayip derde düşmüştür ve her daim yanmaktadır
İnsanların nefret ettiği bir kişi olmadan Rabbine de makbûl olmak ister

Salat ü selam Efendimiz’e, ehl-i beytine, ashabına, gelmiş geçmiş tüm Peygamber Efendilerimiz’e,Şemseddin Sivasî(k.s.) özelinde tüm Hakk dostlarına ve salihlere olsun.

Eğer hala kızıyorsan..

VF01

Eğer hala kızıyorsan,
kendin ile olan kavgan bitmemiş demektir.

Eğer hala kırılıyorsan, 
gönül evinin tuğlaları pekişmemiş demektir.

Eğer hala kınıyorsan, 
düşüncelerin yeterince berraklaşmamış demektir.

Eğer hala karşılıksız sevmiyor 
ve sevginde ayrım yapıyorsan, 
hala akıl ve mantığını kullanıyor, 
içindeki sevginin yoğunlaşmasına engel oluyorsun demektir.

Eğer hala ‘ben’ demekten vazgeçmiyorsan,
dizginlerin hala nefsinin elinde 
ve sen bu esarete boyun eğiyorsun demektir.

Eğer hala mûsibetlere yana yana üzülüyorsan,
gerçeği bilmiyorsun demektir.

Ve eğer hala ‘şikayet’ ediyorsan, 
hakikati göremiyorsun demektir!..


Şems-i Tebrizi (k.s)